Türkiye ne yapıyor?Kod koyuyor.“G-82” diyor.“N-82” diyor.
Yani güvenlik gerekçesini teknik bir sınıflandırmayla ifade ediyor.Peki diğer ülkeler?Onlar aynı şeyi yazıyor.Amerika…“Inadmissibility” diyor.Yani “ülkeye alınamaz.”İngiltere…“Exclusion Order” diyor.Altına da not düşüyor: “Kamu yararına uygun değil.”Avrupa…Schengen Information System kaydını giriyor.Bir ülke değil, bütün bölge kapanıyor.İsrail “security ban” diyor.Kanada “security grounds” diyor.Avustralya “visa cancellation” diyor.Rusya “entry ban list” diyor.Çin “denied entry” diyor.Türkiye kod yazıyor.Onlar cümle kuruyor.Fark bu kadar.Şimdi örneklere bakalım…Graham Phillips…Ukrayna tarafından “ulusal güvenliğe tehdit” denilerek yasaklanıyor.Patrick Lancaster…Kara listeye alınıyor.Mehmet Ali Birand…Yunanistan tarafından “istenmeyen kişi” ilan ediliyor.Robert Fisk…Yazıları nedeniyle bazı ülkelerde kapıdan çevriliyor.Jason Rezaian…İran’da tutuklanıyor, sonrasında ülkeye dönüşü fiilen imkânsız hale geliyor.David Satter…Rusya tarafından ülkeye alınmıyor.Melissa Chan…Çin’de akreditasyonu iptal edilip sınır dışı ediliyor.Peter Greste…Mısır’da tutuklanıp sınır dışı ediliyor.Liste uzar gider…
Peki Türkiye aynı refleksi gösterdiğinde ne oluyor?Bir anda tartışma başka bir zemine çekiliyor.“Biz terörist değiliz” cümleleri kuruluyor.İyi de…Eğer bir ülke gerçekten bir kişiyi “terörist” olarak değerlendirirse, uygulayacağı mekanizma çok daha farklı olur.Ceza süreçleri devreye girer, uluslararası işlemler başlar.
Burada yapılan şey, doğrudan bir risk değerlendirmesi.Dolayısıyla “biz terörist değiliz” söylemini öne çıkarmak…Aslında meseleyi bilinçli olarak başka bir yere taşımaya çalışmaktır.
Bir başka söylem daha var“O zaman burada yaşayan TC kökenli de aynı muameleyi görsün.”Bu cümle…Masum bir tepki değil.Aksine, “meseleyi büyütelim, karşılıklı gerilim üretelim” diyen bir yaklaşımın özeti.Çünkü ortada bir güvenlik ihlali yoksa,sırf misilleme olsun diye kapıları kapatmak devlet aklı değil, refleks zayıflığıdır.Tam da burada sıkça dile getirilen bir kelime var…
“Mütekabiliyet.”Ama görüyoruz ki…Kelimeyi bilen çok, anlamını bilen az.Mütekabiliyet; körü körüne misilleme değil,eşdeğer ve gerekçeli karşılık demektir.Yani ortada aynı şartlar yoksa,aynı uygulamayı yapamazsın…
Ve en kritik nokta…Bir ülkenin koyduğu giriş yasağına,başka bir ülkenin lideri müdahale edemez.
Ne Ersin Tatar…Ne de Tufan Erhürman…
Hiçbiri sonucu değiştiremez.En fazla ne yapılır?Dışişleri üzerinden bilgi talep edilir.Ama o da garanti değildir.Çünkü hiçbir devlet güvenlik gerekçesini açıklamak zorunda değildir.Ve bu tür yasaklar, ancak o devlet “tehdit ortadan kalktı” kanaatine varırsa kaldırılır.
Bir de şu soruyu sormak gerekiyorBir ülkenin yönetimini beğenmeyen…Politikalarını sert şekilde eleştiren…Hatta çoğu zaman açıkça karşısında duran kişilerinısrarla o ülkeye girmek istemesi…Gerçekten sadece “ gitme isteği “midir?
Yoksa…Algı oluşturma,kamuoyu etkileme,siyasi zemin kurma gibi daha farklı hesaplar mı vardır?
Devletler tam da bu ihtimalleri hesaba katar.Türkiye’nin yaptığı da budur.Dünyanın her yerinde uygulanan bir yöntemi,Türkiye uyguladığında tartışma konusu yapmak…Eleştiri değil.Seçici hassasiyet.Türkiye kod yazar.Diğerleri kelime yazar.Ama hepsi aynı şeyi söyler…“Bu ülkeye girip giremeyeceğine ben karar veririm.”