Ama bütün bu gürültünün içinde değişmeyen tek bir gerçek vardır:Türkiye Cumhuriyeti, kendi güvenliğini yine kendisi belirler.Bu kadar net.Kimi ülkesine alır, kimi hakkında vize uygular, kimi için süreli tahdit koyar, kimi için ise kapıyı tamamen kapatır… Buna Lefkoşa karar vermez, sosyal medya aktivistleri karar vermez, üç beş slogan atan marjinaller hiç karar vermez. Kararı veren Ankara’dır. Çünkü devlet dediğiniz şey, güvenliğini başkasının vicdanına emanet eden yapı değildir.Hele ki Türkiye gibi köklü devlet geleneğine sahip bir ülke…Türkiye Cumhuriyeti, bin yıllık devlet hafızası olan ender ülkelerden biridir. Kimseden talimat almaz. Tavsiye ile sınır güvenliği oluşturmaz. Sosyal medya baskısıyla da geri adım atmaz.Bugün bazı isimlerin Türkiye’ye girişte “IA yolcu” statüsünde bekletilip geri gönderilmiş olması ya da haklarında tahdit uygulanması üzerinden siyasi kahramanlık hikâyeleri yazmaya çalışması da tam olarak bu yüzden komik duruyor.Çünkü mesele siyasi prim meselesi değil.Mesele güvenlik meselesi.Devlet bazen süreli tahdit koyar. Süre bittiğinde tehdidin devam edip etmediğine yine devlet karar verir. Gerek görürse uzatır, gerek görürse kaldırır. Bazı kişiler ise yalnızca vizeyle giriş yapabilir. Bazıları içinse süreç çok daha ağır işler.Hoşunuza gider ya da gitmez…Ama egemen devlet refleksi tam olarak budur.Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenlik politikalarını, iç siyasette “kazandık”, “geri adım attırdık” gibi cümlelere dönüştürmek ise sadece çocukça değil, aynı zamanda iki ülke ilişkilerine zarar verecek kadar sorumsuz bir tavırdır.Çünkü KKTC, Türkiye için sıradan bir dış politika başlığı değildir.KKTC, Türkiye Cumhuriyeti’nin millî meselesidir.Ankara’nın bu ada için vazgeçtiklerini biraz tarih bilen herkes bilir. Ambargoları göze aldı, uluslararası baskıları göze aldı, masalarda yalnız bırakılmayı göze aldı ama Kıbrıs Türkü’nü hiçbir zaman yalnız bırakmadı.Bugün hâlâ Doğu Akdeniz’de verilen mücadelenin temelinde de bu vardır.Kan bağı vardır.Tarih bağı vardır.Şehit bağı vardır.Dolayısıyla Türkiye’nin güvenliğini hedef alan ya da Türkiye Cumhuriyeti devletini itibarsızlaştırmaya çalışan her söylem, aslında bu bağa zarar verir. Üstelik bunu yaparken başka ülkelere alan açtığınızı fark etmiyorsanız, mesele sadece siyasi körlük değildir; hafıza kaybıdır.Elbette kişiler eleştirilebilir. Siyasetçiler eleştirilebilir. Kararlar tartışılabilir.Ama bazı çevrelerin yaptığı gibi devleti hedef alan bir dile savrulursanız, sonra “neden persona non grata ilan edildim” diye veryansın etmenin de çok anlamı kalmaz.Çünkü devlet hafızası duygusallıkla çalışmaz.Şunu artık anlamak gerekiyor:Asıl siyasi olgunluk, kan bağı olduğunuz insanları ötekileştirmeden yaşayabilmektir. Kendini sürekli “daha üstün”, “daha modern”, “daha haklı” görerek Türkiye ile kavga üretmek değil…Çünkü bağ dediğiniz şey sloganla kurulmaz.Ama hoyratlıkla kopabilir.Ve eğer birileri gerçekten o bağın zayıflamasını umursamıyorsa, o zaman zaten mesele yasak değil; aidiyet meselesidir.
“Türkiye Cumhuriyeti Kapısını Da, Kırmızı Çizgisini De Kendi Belirler”
2026-05-11 09:00 - -