Tek Ses İsteyenlerin “Özgür Basın” Masalı
Yandaş medya… Ne kadar da kolay söylenen, ne kadar da içi boşaltılmış bir kavram. Kimin ağzına yakışıyor, kim kullanıyor, biraz bakınca tablo aslında fazlasıyla netleşiyor.
Bugün “yandaş medya” diye bağıranların büyük kısmı, kendileriyle aynı düşünmeyen tek bir cümleye bile tahammül edemeyenlerden oluşuyor. Farklı bir görüş mü dile getirildi? Hemen etiket hazır: Satılmış, kalemşör, tetikçi…
Oysa bu ithamların sahipleri, kendi yankı odalarında birbirlerini alkışlarken, en küçük eleştiriyi bile “faşizm” diye damgalamayı pek seviyor.
İşin ironik tarafı şu: Sürekli “özgür basın” diye konuşanlar, özgürlüğü sadece kendileri için istiyor. Kendi düşüncelerini destekleyen medya “bağımsız”, aksi yönde yayın yapanlar ise “yandaş.” Bu kadar basit. Bu kadar sığ.
Oysa gerçek özgürlük, hoşuna gitmeyen sözü de duymaya katlanabilmektir. Ama ne gezer… Tahammül sınırları, kendi ideolojik konfor alanlarının bir santim dışına çıkamıyor. Sonra da dönüp başkalarına “faşist” diyorlar. Kelimenin anlamı bile bu kadar hoyratça harcanmamalı aslında.
Şunu açıkça söyleyelim: Herkesin bir duruşu vardır. Medyanın da… Tarafsızlık diye pazarlanan şey çoğu zaman iyi gizlenmiş bir tarafgirlikten ibaret.
En azından bazıları ne olduğunu saklamıyor. Asıl mesele bu değil mi zaten? Şeffaflık mı, yoksa iki yüzlülük mü?
Bugün “yandaş medya” eleştirisini diline dolayanlar, aslında kendi tekelini kaybetmenin huzursuzluğunu yaşıyor. Eskiden sadece kendi sesleri duyuluyordu. Şimdi başka sesler de var. İşte rahatsızlık tam olarak burada başlıyor.
Belki de sorun “yandaş medya” değil. Belki sorun, artık herkesin konuşabiliyor olması.
Ve bazıları, buna hâlâ alışamadı.
