ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’ya düzenlenen saldırılarda 'Discombobulator' adlı yeni bir silahın kullanıldığını ifade ederek, "Hiçbir roketlerini ateşleyemediler. Çin ve Rus yapımı roketlere sahiplerdi, hiçbirini ateşleyemediler. Biz geldik, onlar da bazı düğmelere bastı ancak hiçbir şey çalışmadı" dedi. Trump ayrıca söz konusu silahla ilgili konuşma izninin olmadığını ifade etti.
Diplomasi trafiği ve istihbarat savaşları, tarih boyunca suikastlar, zehirler ve siber saldırılarla anıldı. Ancak son on yılda ortaya çıkan bir tehdit, tüm ezberleri bozdu: İlk kez Küba’da diplomatları vuran, ardından Berlin’den Washington’a Viyana’dan Guangzhou’ya kadar birçok esrarengiz olayda kullanıldığı anlaşılan hayalet silah, bugün devlet başkanlarını bile deviren “elektromanyetik operasyon silahına” dönüştü. Yaşananlar casusluk savaşlarının artık laboratuvarlara taşındığını gösteriyor.
“MOSKOVA SİNYALİ”YLE BAŞLADI
Peki, bu silah nasıl keşfedildi? Kökeni, ironik bir tarihsel döngüye dayanıyor. Her şey 1950’lerde Sovyetler Birliği’nin Moskova’daki ABD Büyükelçiliği’ni dinleme cihazlarını beslemek amacıyla düşük seviyeli mikrodalga radyasyonuna maruz bırakmasıyla başladı. Rusların bu metodu tarihe “Moskova Sinyali” olarak geçti. Ancak bu enerjinin insan biyolojisi üzerindeki asıl etkisi, 1962 yılında Amerikalı biyolog Allan Frey tarafından ortaya çıkarıldı.
Frey, mikrodalgaların kafatasına çarptığında beyinde mikro ölçekli bir ısınma ve genleşme yaptığını, iç kulakta oluşan şok dalgalarının da aslında dışarıda olmayan bir sesi varmış gibi hissettirdiğini tespit etti.
ABD BULDU, RUS SİLAHLAŞTIRDI
Bilim dünyasının “Frey Etkisi” olarak adlandırdığı keşfe ABD pek fazla ilgi göstermedi. “Moskova Sinyali”ni geliştirmek için bir fırsat kollayan Rus askeri istihbaratı (GRU 29155 nolu birim) bu teoriyi bir hazine gibi sahiplendi. Rus mühendisler, on yıllar süren arge çalışmalarının sonunda hedeflerine ulaşmayı başardı. Ne bir mermi sesi ne de bir barut kokusu olmayan, duvarların arkasından hedefi felç edebilen ve izi dahi sürülemeyen “yönlendirilmiş enerji silahı”nı üretmeyi başardı.
Artık bu hayalet silah stratejik baskı aracı olarak kullanılabilirdi. Yaşanan gizemli olaylar tam da bu amaç için kullanıldığının işaretlerini taşıyordu.
SES VAR GÜRÜLTÜ YOK
Takvimler 2016’nın son aylarını gösteriyordu. Küba’nın başkenti Havana’da görev yapan Amerikalı diplomatlar ve CIA ajanları, gece yarısı evlerinde tuhaf bir fenomenle sarsıldı. Bazıları bunu “dev bir cırcır böceği korosu”na benzetti, bazıları ise “metalin metale sürtündüğünde çıkardığı o kulak tırmalayan sese”. Ancak bu ses sadece bir gürültü değildi; fiziksel bir darbe gibiydi.
O gece o sesi duyanlar, sabah uyandıklarında denge kuramıyor, kelimeleri hatırlayamıyor ve şiddetli burun kanamaları yaşıyorlardı. Havana’daki bu ilk dalgada 26 kişi “yaşayan ölüye” dönüştü. Bazıları için etkiler o kadar şiddetliydi ki, sonunda ABD Hükümeti’ndeki işlerinden ayrılmak zorunda kaldılar.
FAİLİ KİMSE SÖYLEMEK İSTEMEDİ
Havana’daki olaydan sonra gizemli saldırılar dünyaya yayıldı. 2017 yılında Küba’da görev yapan Kanadalı diplomatlar ve aileleri de benzer durumları bildirmeye başladı. Yine haftalar, aylar süren tetkikler... Teşhis hep aynı “Havana Sendromu”.
2021 yılında Berlin ve Viyana’daki ABD büyükelçiliklerinde çalışan 20’den fazla personel, aynı şikâyetlerle hastaneye kaldırıldı. Berlin vakası kritik bir eşikti; hedef alınan kişilerin tamamı Rusya operasyonlarında uzmanlaşmış kıdemli istihbaratçılardı. Saldırgan, adeta elindeki görünmez silahla “istenmeyen adamları” tek tek oyun dışı bırakıyordu.
NEREDEYSE DELİ DİYECEKLERDİ
Aslında faille ilgili en net ipuçları ortadaydı. Ancak bunu kimse seslendirmedi. Duydukları seslerle çıldıran mağdurlar, konulan teşhislerle de neredeyse deli damgası yedi. Aralarında Harvard Üniversitesi’nden uzmanların da bulunduğu 38 bilim insanı, bu durumu bir tür “nöropatik bozukluk” olarak tanımladı. Ancak diplomatların kulaklarında çınlayan o tiz sesin, sadece bir sağlık sorunu olmadığı artık bir tartışma konusuydu. Biden yönetimi, mağdurlara altı haneli tazminat sağlayan Havana Yasası’nı imzalamasına rağmen ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri 2024 yılında kapsamlı klinik araştırmada kurbanların beyin MR’larında kalıcı bir biyolojik anomaliye rastlanmadığını öne süren bir rapor yayınladı.
FREKANS SAVAŞLARININ ESERİ
7 farklı Amerikan istihbarat kurumunun hazırladığı kapsamlı ve sansürlü raporda, Havana Sendromu’na bir “yabancı düşmanın” (Rusya, Çin vb.) neden olmasının “çok düşük bir ihtimal” olduğu belirtildi. Vakaların çoğunun; teşhis edilmemiş önceden var olan hastalıklar, çevresel faktörler (böcek sesleri vb.) veya yoğun stres kaynaklı olduğu iddia edildi belirtildi. 100-200 bin dolar arasında tazminat ödenen ama inkâr edilen bu durum, kurbanların yaşadığı acıyı dindirmediği gibi, istihbarat kurumları arasındaki gerilimi de alevlendirdi. Açıklanamayan deliller, 70 yıllık “frekans savaşlarını” işaret ediyordu.
