Suçlu yalnızca zanlı değil.
Suçlu Türkiye.
Peki neden?
Bu acele niye?
Bu öfke kime?
Asıl sorulması gereken soru bu.
Çünkü son dönemde yaşanan her ağır olayın ardından aynı senaryo sahneye konuluyor. Failin kim olduğu, olayın nasıl gerçekleştiği, soruşturmanın ne aşamada olduğu ikinci plana itiliyor; tartışmanın merkezine ise Türkiye Cumhuriyeti yerleştiriliyor.
Bir başka gariplik daha var.
Henüz zanlının adı bile açıklanmamış…
Henüz olayın bütün ayrıntıları ortaya çıkmamış…
Ama hüküm çoktan verilmiş.
“Kimlikle geçişler kaldırılsın.”
“Apaçiler”
“Suç makinaları”
“Ülkeyi mahvettiler.”
“Paketleyin, gönderin.”
Ne kadar kolay…
Peki bir soru.
Madem çözümünüz bu kadar basit…
Yarın savunduğunuz siyasi hedef gerçekleşirse ne olacak?
Bugün “kimlikle geçişler kaldırılsın” diyenler, Avrupa Birliği’nin temel ilkelerinden birinin serbest dolaşım olduğunu bilmiyor mu?
Elbette biliyor.
Ama emir aldıkları yerlerden bu konular hakkında “kör” “sağır” ve “dilsiz” olmaları yönünde “TELKİNDE” mi bulunuluyor acaba ?
O hâlde mesele gerçekten sınır kapıları mı?
Yoksa mesele, her olayda dönüp dolaşıp Türkiye’yi hedef gösterecek yeni bir tartışma üretmek mi?
Şimdi hafızayı biraz tazeleyelim.
Çok sevmeyiz ama …
Rum Milli Muhafız Ordusu Teğmeni Nikos Metaxas…
Yedi kadın…
Bir kız çocuğu…
Sekiz can…
Cesetler bavullarda…
Gölde…
Katil ifadesinde, “Kadınları boğdukça kendimi iyi hissettim.” diyor.
Bu olay altı bölümlük belgesele konu oluyor.
Soruyorum…
“Güney Kıbrıs suç üretiyor.” diye manşet atan oldu mu?
“Rumlarla tüm geçişler kapatılsın.” diyen çıktı mı?
Avrupa Birliği üyeliğini sorgulayanlar oldu mu?
Olmadı.
Çünkü aklı başında hiç kimse, bir seri katilin işlediği suçlardan bütün bir toplumu sorumlu tutmaz.
Ama konu Türkiye olduğunda…
Bir anda ölçü değişiyor.
Bir anda toplu hükümler dağıtılıyor.
İşte itiraz edilmesi gereken nokta tam da burasıdır.
Rakamlar da ortada.
UNODC verilerine göre kadın cinayeti oranlarının en yüksek olduğu ülkeler Jamaika, Güney Afrika ve Honduras gibi ülkelerdir.
Türkiye bu listenin başında da değil ortasında da değil.
Dünya Bankası’nın UNODC verilerine dayanan istatistiklerinde Türkiye’nin kadın cinayeti oranı yaklaşık 1,1 olarak yer alırken, Güney Kıbrıs’ta bu oran yaklaşık 0,2-0,3 seviyesindedir.(Nüfusu bilmek önemli…)
KKTC'de 25 yılda işlenen kadın cinayeti 48 ...
Öte yandan Güney Kıbrıs’ta son on yılda yaklaşık 43 kadın cinayeti kayıtlara geçti.
Akdeniz Cinsiyet Çalışmaları Enstitüsü’nün raporuna göre ise Kıbrıslı kadınların yüzde 36,1’i fiziksel veya cinsel şiddete maruz kaldığını, yüzde 44,5’i ise partneri tarafından istismar edildiğini beyan ediyor.
Peki…
Avrupa Birliği üyeliği bu suçları durdurabildi mi?
Hayır.
Demek ki mesele pasaport değil.
Mesele insan.
Şiddet ne sınır tanıyor ne de üyelik kartı.
Asıl rahatsız eden ise haber dili.
Dikkat edin.
Zanlı yerli vatandaş ise;
“… sakini.”
Hepsi bu.
Ama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıysa…
Milliyet manşetin tam ortasında.
Kalın puntolarla.
Defalarca.
Özellikle.
Neden?
Haberi tamamlamak için mi?
Yoksa zihinlerde bir algı oluşturmak için mi?
Eğer milliyet haber değeri taşıyorsa herkes için taşımalıdır.
Taşımıyorsa hiç kimse için taşımamalıdır.
Gazetecilik, ölçüyü kişiye göre değiştirme mesleği değildir.
Eleştirin.
Elbette eleştirin.
Yanlışı söyleyin.
Suçu gizlemeyin.
Ama bir suçlunun sırtına milyonlarca insanı yüklemeyin.
Hiç kimse birkaç fail üzerinden milyonlarca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını yargılayamaz.
Devleti hiç yargılayamaz…
"Haddini bilmek, zekanın en yüksek ifadesidir." - Baltasar Gracián
Hiç kimse bir milleti, birkaç suçlunun işlediği vahşetle özdeşleştiremez.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını “apaçi”, “suç makinesi”, “cahil” gibi ifadelerle aşağılamak, suçla mücadele değil; toplumsal kutuplaşmayı büyüten bir dildir.
Bu dilin kazananı olmaz.
Kaybedeni ise hepimiz oluruz.
Bir ülkede hukuk zayıflarsa suç artar.
Gazetecilik zayıflarsa önyargı büyür.
İkisi aynı anda zayıflarsa…
Gerçek kaybolur.
Bugün ihtiyacımız olan şey bağıran manşetler değil…
Herkese aynı ölçüyü uygulayan bir vicdan.
Çünkü adaletin milliyeti yoktur.
Suçun pasaportu yoktur.
Gazetecilik de pasaporta göre vicdan değiştirme mesleği değildir.
Herkese aynı ölçüyü uygulayabildiği gün gazeteciliktir.
Aksi hâlde ortaya çıkan şey haber değil…
Seçilmiş öfkedir.
Seçilmiş öfke ise adaleti değil, önyargıyı büyütür.
“Suçu konuşalım. Ama suçlunun pasaportunu değil, suçun kendisini konuşacak kadar dürüst olalım.”