Ana içeriğe geç

aktifhaberkibris.com, son dakika haberleri, yerel en güncel gelişmeler, siyaset, ekonomi, sağlık, eğitim, gündem, spor, teknoloji ve KKTC geneli tüm özel haberler...

  İSRAİL’İN KIBRIS HESABI...

AKDENİZ’DE KURULAN TUZAĞIN ANATOMİSİ

FLAŞ
   İSRAİL’İN KIBRIS HESABI...
1 / 2

Bir ülkenin gerçek niyetini anlamak istiyorsanız söylediklerine değil, haritada nerelere el uzattığına bakacaksınız.

Bir de kimlerle aynı masaya oturduğuna…

Çünkü bazen bir askerî anlaşma, bir savaş gemisinden daha fazla şey anlatır.

Bazen bir enerji hattı, bir füze sisteminden daha stratejiktir.

Bazen de küçük bir adanın güneyinde kurulan ilişkiler, binlerce kilometrelik bir coğrafyayı ilgilendiren büyük bir hesabın parçasıdır.

İşte bugün Kıbrıs’ta yaşanan tam olarak budur.

İsrail’in Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan ile geliştirdiği ilişkileri yalnızca diplomatik yakınlaşma olarak değerlendirenler, Doğu Akdeniz’deki büyük resmi göremiyor.

Çünkü mesele yalnızca İsrail değil.

Mesele yalnızca Rum Yönetimi de değil.

Mesele, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki stratejik ağırlığını sınırlandırmaya yönelik bir jeopolitik düzen kurulmaya çalışılmasıdır.

Bunu artık yalnızca siyasi değerlendirmeler üzerinden söylemiyoruz.

Millî İstihbarat Akademisi’nin Ekim 2026’da yayımladığı 82 sayfalık İsrail Yayılmacılığının Anatomisi raporu, bu ilişki ağının Türkiye açısından ne anlama geldiğini açık biçimde ortaya koyuyor.

Ve raporun en dikkat çekici bölümlerinden biri doğrudan Kıbrıs’ı ilgilendiriyor.

KIBRIS, İSRAİL’İN DOĞU AKDENİZ SATRANCINDA NEREDE DURUYOR?

Satrançta bazen bir piyonu ileri sürersiniz.

Ama asıl hedefiniz o piyon değildir.

Rakibinizin hareket alanını daraltmak, merkezdeki dengeleri değiştirmek ve sonraki hamleler için uygun zemini hazırlamaktır.

İsrail’in Rum Yönetimi ile ilişkilerine de bu stratejik mantık üzerinden bakmak gerekiyor.

Millî İstihbarat Akademisi raporunun 66 ve 67’nci sayfalarında İsrail’in Yunanistan ve GKRY ile geliştirdiği güvenlik, enerji ve siyasi ilişkilerin Türkiye’yi çevreleme stratejisine dönüştüğü değerlendiriliyor.

Dikkat edin.

Burada yalnızca iki ülkenin askerî iş birliğinden söz edilmiyor.

Enerji var.

Savunma var.

Teknoloji var.

Ticaret ve ulaşım koridorları var.

Diplomatik ilişkiler var.

Üstelik Birleşik Arap Emirlikleri ve Hindistan gibi aktörlerin de bu genişleyen bağlantısallık ağında konumlandırılmaya çalışıldığı belirtiliyor.

Yani karşımızda tek bir anlaşma değil, farklı alanlarda birbirini tamamlaması hedeflenen bir ilişkiler ağı bulunuyor.

Benim bu tablodan çıkardığım sonuç şu: İsrail, Doğu Akdeniz’de yalnızca varlık göstermek değil, bölgenin gelecekteki stratejik düzeninde söz sahibi olmak istiyor.

Rum Yönetimi ise bu denklemde İsrail’in Avrupa’ya açılan siyasi ve coğrafi bağlantılarından biri hâline geliyor.

Ancak burada önemli bir ayrım yapalım.

Rum Yönetimi’nin İsrail ile yakınlaşması, İsrail’in Kıbrıs’ı askerî olarak kontrol ettiği anlamına gelmez.

Fakat bu yakınlaşmanın Türkiye’yi dışlayan bölgesel projelere hizmet edebilme ihtimali, son derece ciddi bir stratejik meseledir.

GAZZE’DE TOPRAK, KIBRIS’TA NÜFUZ HESABI

Millî İstihbarat Akademisi raporunda İsrail yayılmacılığı üç temel boyutta inceleniyor:

Toprak temelli yayılmacılık.

Hukuki ve idari yayılmacılık.

Demografik yayılmacılık.

Raporda 1967 Savaşı sonrasında işgal edilen bölgelerde kurulan fiilî denetim mekanizmaları, Batı Şeria’daki yerleşim politikaları ve Gazze’deki uygulamalar ayrıntılı biçimde ele alınıyor.

Burada dikkat çekici olan şu:

Rapora göre İsrail’in yayılmacı politikaları yalnızca askerî operasyonlardan ibaret değil.

Önce fiilî durum yaratılıyor.

Ardından bu durum idari ve siyasi araçlarla kalıcılaştırılmaya çalışılıyor.

Sonra ortaya çıkan yeni düzen, güvenlik gerekçeleriyle savunuluyor.

Bu mekanizma, raporun 12’nci sayfasındaki döngüsel yayılmacılık şemasında da gösteriliyor.

Peki bunun Kıbrıs ile ilgisi ne?

Çok açık.

Gazze’de ve Batı Şeria’da toprak üzerindeki fiilî denetim tartışılırken, Doğu Akdeniz’de enerji yolları, güvenlik ortaklıkları ve bölgesel nüfuz üzerinden bir rekabet yaşanıyor.

Bunlar aynı yöntemler değil.

Kıbrıs’ta yaşananı Gazze’deki işgalle aynı hukuki veya askerî kategoriye koymak yanlış olur.

Ancak İsrail’in farklı coğrafyalarda nüfuzunu genişletme arayışının ortak stratejik mantığını incelemek gerekir.

Bir yerde toprağın kontrolü.

Bir başka yerde enerji güzergâhlarının belirlenmesi.

Başka bir yerde askerî ve diplomatik ortaklıkların genişletilmesi.

Haritanın farklı noktalarında kullanılan farklı araçlar…

Ama hepsinin merkezinde aynı soru var:

Bölgesel düzeni kim belirleyecek?

RUM YÖNETİMİ KENDİ GÜVENLİĞİNİ Mİ ARIYOR, BAŞKASININ HESABINA MI GİRİYOR?

Şimdi gelelim meselenin en kritik yerine.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin İsrail ile savunma ilişkilerini geliştirmesi yeni bir konu değil.

Ancak askerî iş birliğinin enerji, teknoloji ve diplomatik koordinasyonla birlikte genişlemesi, Kıbrıs meselesini daha büyük bir jeopolitik rekabetin içine taşıyor.

Burada Rum lider Nikos Hristodulidis’e sorulması gereken çok basit bir soru var:

Kıbrıs’ın güvenliğini artırdığınızı düşünürken, adayı bölgesel güç mücadelelerinin daha fazla içine çektiğinizin farkında mısınız?

Çünkü güvenlik yalnızca daha fazla silah almak değildir.

Güvenlik, o silahların hangi siyasi stratejinin parçası olduğunu da bilmektir.

Bir ülkenin savunma sistemleri başka bir ülkenin teknolojisine, askerî eğitimine ve bakım altyapısına giderek daha fazla bağlandığında, bunun stratejik bağımlılık üretip üretmediği de sorgulanmalıdır.

Rum Yönetimi’nin İsrail ile ilişkilerinde üzerinde durulması gereken asıl konu budur.

Dahası, Kıbrıs’ın güneyindeki askerî faaliyetlerin adanın kuzeyindeki Türk varlığından ve Türkiye’nin güvenlik çıkarlarından tamamen bağımsız düşünülmesi mümkün değildir.

1974’ten bu yana Kıbrıs’ta iki ayrı yönetim, iki ayrı siyasi irade ve çözülmemiş bir egemenlik meselesi bulunuyor.

Böyle bir adada dış askerî ilişkilerin sürekli genişletilmesi, yalnızca bir tarafın iç güvenlik tercihi olarak değerlendirilemez.

Rum Yönetimi’nin gözden kaçırmaması gereken gerçek şu:

Kıbrıs, İsrail’in güvenlik hesapları uğruna yeni bir bölgesel gerilim alanına dönüştürülmemelidir.

AKDENİZ’DE ASIL MÜCADELE DENİZİN ÜSTÜNDE DEĞİL, ALTINDA VE HARİTALARDA

Bir zamanlar Akdeniz’de güç mücadelesi denildiğinde akla savaş gemileri gelirdi.

Bugün tablo çok daha karmaşık.

Doğal gaz sahaları, deniz yetki alanları, elektrik bağlantıları, deniz altı kabloları ve ticaret koridorları da stratejik rekabetin araçları hâline geldi.

Millî İstihbarat Akademisi raporunda Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru, yani IMEC, bu açıdan özellikle değerlendiriliyor.

Rapora göre İsrail, bağlantısallık projelerini kullanarak Asya, Körfez ve Avrupa arasındaki ekonomik ağlarda önemli bir merkez hâline gelmeyi hedefliyor.

Bu değerlendirme, Kıbrıs açısından son derece önemli.

Çünkü Doğu Akdeniz’deki enerji ve ulaştırma projelerinin hangi güzergâhlardan geçeceği, yalnızca ekonomik bir tercih değil.

Aynı zamanda siyasi bir tercih.

Bir kablonun nereden geçeceği…

Bir enerji hattının hangi limana ulaşacağı…

Bir ticaret koridorunun hangi ülkeyi dışarıda bırakacağı…

Bunların hepsi gelecekteki bölgesel güç dağılımını etkileyebilir.

Eskiden haritalarda sınırlar kalemle çizilirdi. Bugün ekonomik nüfuz alanları kablolarla, limanlarla ve enerji hatlarıyla da şekillendiriliyor.

İşte İsrail’in Doğu Akdeniz politikasını yalnızca askerî iş birliği üzerinden okumak bu nedenle eksik kalır.

Ancak şunu da söyleyelim:

Bir projenin Türkiye’yi dışlamayı hedeflemesi, o projenin mutlaka başarılı olacağı anlamına gelmez.

Türkiye’nin coğrafi konumu, mevcut altyapısı, denizcilik kapasitesi ve bölgesel ilişkileri bu hesaplarda göz ardı edilemeyecek unsurlardır.

Nitekim rapor da Türkiye’nin Kalkınma Yolu ve Orta Koridor gibi alternatif projelerle kendi bağlantısallık kapasitesini güçlendirmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Yani mesele yalnızca başkalarının kurduğu masaya itiraz etmek değil.

Kendi masanı kurabilecek ekonomik ve diplomatik güce sahip olmak.

İSRAİL’İN EN BÜYÜK ÇELİŞKİSİ: GÜVENLİK İÇİN GÜVENSİZLİK ÜRETMEK

Raporun en çarpıcı tespitlerinden biri de İsrail’in güvenlik anlayışına ilişkin.

Millî İstihbarat Akademisi Başkanı Prof. Dr. Talha Köse, raporun ön sözünde Türkiye ile İsrail’in bölgesel güvenlik yaklaşımlarını karşılaştırıyor.

Türkiye’nin yaklaşımı, çevresindeki devletlerin egemenliğinin ve kurumsal kapasitesinin güçlenmesine dayanıyor.

İsrail’in yaklaşımı ise raporda çevresindeki aktörlerin zayıf, parçalı ve müdahaleye açık kalmasını tercih eden bir güvenlik anlayışı olarak değerlendiriliyor.

İşte asıl çelişki burada.

Komşunuzun zayıflığını kendi güvenliğinizin teminatı olarak görüyorsanız, aslında sürekli yeni krizlere ihtiyaç duyan bir düzen kuruyorsunuz demektir.

Bu, yangını söndürmek yerine yangından korunmak için çevredeki bütün binaları yıkmaya benzer.

Bir süre için önünüz açılabilir.

Ama sonunda ortada güvenli bir mahalle kalmaz.

Raporun İsrail’in askerî kapasitesine ilişkin değerlendirmeleri de bu çelişkiyi destekliyor.

Çalışmaya göre İsrail, gelişmiş askerî ve teknolojik yeteneklerine rağmen uzun süreli, yüksek yoğunluklu bir savaşı tek başına sürdürebilecek kapasiteye sahip değil.

ABD desteğine yapısal bağımlılığı özellikle vurgulanıyor.

Bu önemli bir tespit.

Çünkü Doğu Akdeniz’de İsrail’i sınırsız güce sahip, her istediğini gerçekleştirebilecek bir aktör gibi sunmak da stratejik bir yanılgıdır.

İsrail’in kapasitesi vardır.

Ancak sınırları da vardır.

Askerî teknolojiye sahip olmak, her siyasi hedefe ulaşabilmek anlamına gelmez.

Kısa vadeli askerî avantaj elde etmek başka şeydir.

Kalıcı bölgesel düzen kurmak başka şey.

Raporda da İsrail’in kısa vadeli kazanımlarını kalıcı bir bölgesel üstünlüğe dönüştürmekte zorlandığı değerlendiriliyor.

TÜRKİYE’Yİ ÇEVRELEME HESABI, TÜRKİYE’NİN GÜCÜNÜ ORTADAN KALDIRMAZ

Şimdi bir başka yanlış algıyı da düzeltelim.

İsrail’in Yunanistan ve Rum Yönetimi ile Türkiye’yi çevrelemeye yönelik ilişkiler geliştirmesi, Türkiye’nin çevrelendiği anlamına gelmez.

Bir stratejinin varlığı ile o stratejinin başarıya ulaşması birbirinden farklıdır.

Türkiye, Doğu Akdeniz’e yalnızca kıyısı bulunan bir ülke değil.

Kıbrıs Türk halkının güvenliğinde doğrudan sorumluluk taşıyan, bölgesel diplomasi yürüten ve kendi savunma kapasitesini geliştiren bir devlettir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de bu coğrafyanın görmezden gelinemeyecek siyasi gerçekliğidir.

Dolayısıyla Ankara’yı dışarıda bırakarak Doğu Akdeniz’in geleceğini şekillendirme girişimleri, bölgenin temel jeopolitik gerçeklerinden birini hesaba katmıyor demektir.

Burada Türk milliyetçiliği açısından mesele yalnızca tepki göstermek değildir.

Mesele, Türk milletinin ve Kıbrıs Türk halkının haklarını koruyacak uzun vadeli bir devlet aklını savunmaktır.

Çünkü devletler yalnızca bugünün tehditlerine göre değil, yarının muhtemel dengelerine göre de hareket eder.

Türkiye’nin Kıbrıs’taki varlığına yalnızca askerî bir başlık olarak bakmak da eksik olur.

Bu varlığın siyasi, tarihî ve stratejik boyutları vardır.

Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi hesaba katmadan kurulmak istenen her düzen, daha başlangıçta ciddi bir jeopolitik eksiklik taşır.

KIBRIS TÜRK HALKI BU TABLONUN NERESİNDE?

Bence raporun Kıbrıs açısından üzerinde en fazla düşünülmesi gereken sorusu budur.

İsrail, Rum Yönetimi ile savunma ilişkilerini genişletiyor.

Yunanistan ile askerî ve siyasi iş birliğini geliştiriyor.

Enerji ve ticaret koridorlarında daha merkezi bir konum arıyor.

Peki bütün bunlar yaşanırken Kıbrıs Türk halkının güvenliği, siyasi eşitliği ve egemenlik talepleri bölgesel hesaplarda nasıl ele alınıyor?

Rum Yönetimi’nin uluslararası ilişkilerinde adanın tamamını temsil ettiği iddiası, Kıbrıs Türk halkının ayrı siyasi iradesini ortadan kaldırmıyor.

Kıbrıs Türklerinin geleceği, başka ülkelerin güvenlik anlaşmalarının gölgesinde şekillendirilecek bir mesele değildir.

Bu nedenle KKTC’nin diplomatik görünürlüğünün artırılması, Türkiye ile stratejik eş güdümünün güçlendirilmesi ve Doğu Akdeniz’deki ekonomik projelerde etkinliğinin geliştirilmesi büyük önem taşıyor.

Üstelik bunu yalnızca askerî güvenlik başlığıyla sınırlamamak gerekiyor.

Limanlar, ticaret, enerji, iletişim altyapısı, yükseköğretim ve teknoloji de uzun vadeli stratejik dayanıklılığın parçalarıdır.

Çünkü güçlü devlet yalnızca sınırlarını koruyan devlet değildir.

Ekonomisini, kurumlarını ve toplumunun geleceğini de koruyabilen devlettir.

SON SÖZ: KIBRIS, BAŞKALARININ SATRANÇ TAHTASI DEĞİLDİR

Millî İstihbarat Akademisi’nin raporu önemli bir gerçeği hatırlatıyor.

İsrail’in yayılmacılık politikalarını yalnızca Gazze’deki saldırılarla, Batı Şeria’daki işgalle veya Suriye’deki askerî faaliyetlerle değerlendirmek yeterli değil.

Doğu Akdeniz’deki güvenlik ilişkileri, enerji projeleri ve diplomatik ortaklıklar da aynı geniş jeopolitik rekabetin içinde incelenmeli.

Ancak bütün bunlardan daha önemli bir sonuç var.

İsrail’in Rum Yönetimi ile yakınlaşmasını abartarak Türkiye karşısında olduğundan büyük bir güç görüntüsü oluşturmak da yanlış.

Bu ilişkileri önemsiz görmek de yanlış.

Doğru olan, niyetleri analiz etmek, kapasiteyi gerçekçi değerlendirmek ve Türkiye ile KKTC’nin çıkarlarını uzun vadeli bir stratejiyle korumaktır.

Çünkü Kıbrıs, sıradan bir ada değildir.

Anadolu’nun güneyindeki deniz yollarını, Doğu Akdeniz’in enerji ve güvenlik dengelerini doğrudan ilgilendiren stratejik bir coğrafyadır.

Rum Yönetimi’nin İsrail ile geliştirdiği ilişkiler de işte bu coğrafi gerçeklik üzerinden değerlendirilmelidir.

Ve son olarak şunu söyleyelim:

Birileri Doğu Akdeniz’in haritasını kendi çıkarlarına göre yeniden yorumlamaya çalışabilir.

Birileri Kıbrıs’ı Türkiye’yi sınırlandıracak bir stratejinin parçası olarak görmek isteyebilir.

Ama hesap yapmak başka, o hesabı gerçekleştirmek başkadır.

Kıbrıs Türk halkının iradesini yok sayarak, Türkiye’nin bölgedeki tarihî ve stratejik varlığını görmezden gelerek kalıcı bir Doğu Akdeniz düzeni kurulabileceğini düşünmek, haritayı okumak değil, haritadan işine gelmeyen gerçekleri silmeye çalışmaktır.

Ve tarih bize defalarca göstermiştir:

Haritadan bir milleti silemezsiniz.

Hele o millet Türk milletiyse, hesaplarınızı yeniden yapmak zorunda kalırsınız.

 

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın
Daha fazla yükle