Ve bu aklın adı:
Türk Devletleri Teşkilatı.
Bir dönem “nostaljik hayal” diye küçümsenen Türk dünyası fikri, bugün enerji koridorlarından savunma sanayiine, ticaret hatlarından diplomatik koordinasyona kadar somut bir güce dönüşüyor.
İşte bazı çevrelerin hazmedemediği tam olarak budur.
Şimdi gelelim büyük “keşfe”…
Geçen seneden beri aynı nakaratlar…
Efendim, Türk devletleri “Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıyormuş.”
Buyurun, alkışlayın Sherlock Holmes’leri…
Sanki gizli belge ortaya çıkmış gibi hâlâ aynı konuyu konuşuyorlar.
Oysa gerçek şu…
Tekrardan hatırlatalım:
Azerbaycan 1992’de,
Kazakistan 1992’de,
Kırgızistan 1992’de,
Özbekistan 1997’de,
Türkmenistan ise 2007’de Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıdı.
Yani geçen seneden beri köpürtülen mesele, yeni olmuş bir diplomatik kırılma değil; yıllardır var olan uluslararası statünün devamı…
Çünkü dünya sistemi, Birleşmiş Milletler kararları üzerinden şekillenmeye ne yazık ki devam ediyor…
1983 tarihli 541 ve 1984 tarihli 550 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararları, KKTC’nin bağımsızlık ilanını tanımadı ve adadaki tek meşru hükümet olarak GKRY’nin temsil ettiği Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kabul etti.
Bugün BM’ye üye 193 ülkenin içinde yalnızca Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımıyor.
Peki, bu gerçek Türkiye’nin KKTC davasından vazgeçtiği anlamına mı geliyor?
Elbette hayır.
Türkiye, uluslararası sistemin mevcut gerçekliğini bilerek mücadele ediyor.
Duygusal sloganlarla değil, stratejik akılla hareket ediyor.
Ve tam da bu nedenle Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, katıldığı hemen her uluslararası platformda KKTC’nin görünürlüğünü artırmaya çalışıyor.
2022 Semerkant Zirvesi’nde yaşananlar bunun en somut örneğiydi.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Türk Devletleri Teşkilatı’na gözlemci üye olarak kabul edilişini küçük bir detay mı sanıyorsunuz?
Hayır.
Bu, diplomatik literatürde “tanınma dışı meşruiyet alanı oluşturma” hamlesidir.
Yani:
“Senin varlığını yok saymıyorum” mesajıdır.
Ve zirvede verilen fotoğraf, bazı çevreleri yine rahatsız etti.
Neden?
Çünkü onlar meseleye devlet refleksiyle değil, günlük siyasi hesaplarla bakıyor.
Bir kısmı hâlâ olayı isimler üzerinden okuyor.
Dün Ersin Tatar vardı diye rahatsız olduklarını sanıyorduk…
Bugün görüyoruz ki mesele şahıs değilmiş.
Mesele Türklükmüş.
Çünkü aynı rahatsızlık, bugün Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman'ın adı geçtiğinde de ortaya çıktı.
Demek ki problem parti değil.
Problem ideolojik.
Hatta daha açık söyleyelim:
Türk dünyasının ortak bir gelecek fikri bazılarını korkutuyor.
İşin ironik tarafı şu:
Türk Devletleri Teşkilatı’nın ne anlama geldiğini aslında onlar da biliyor.

Enerji denkleminde büyüyen etkiyi…
Orta Koridor’un stratejik önemini…
Savunma sanayi iş birliklerini…
Türkistan hattında oluşan yeni ekonomik ağı…
Hepsini görüyorlar.
Ama bilgiyle mücadele etmek zor.
Bu yüzden en kolay yöntemi seçiyorlar:
Alay etmek…
Küçümsemek…
Sosyal medya ezberleriyle “entelektüel” görünmeye çalışmak.
Oysa devlet ciddiyeti, “X” capsleriyle ölçülmez.
Bazı meseleler siyaset üstüdür.
Kıbrıs meselesi de bunlardan biridir.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz
ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan dünyanın en kritik platformlarında KKTC’nin adını özellikle anıyorsa, bunun bir nedeni vardır.
Bu, kuru bir hamaset değil; uzun vadeli devlet stratejisidir.
Çünkü devletler bazen bir bayrağı yıllarca görünür kılarak mücadele eder.
Bazen bir masada sandalye açtırarak…
Bazen de “yalnız değilsin” mesajını sürekli tekrar ederek…
Diplomasi dediğiniz şey zaten biraz da budur.
Fakat bizde bazıları hâlâ meseleyi kahvehane mantığıyla analiz ediyor:
“Niye tam tanınmadı?”
“Niye şu olmadı?”
“Demek ki başarısız…”
Devlet yönetimi “yapay zekâ” ile yönetilmiyor…
Bir tuşa basınca harita değişmiyor.
Uluslararası sistem sabır ister.
Strateji ister.
Devamlılık ister.
Ve en önemlisi:
Devlet hafızası ister.
Eğer her jeopolitik meseleye günlük siyasi fanatizmle bakarsanız, bir süre sonra devlet olma bilincinizi kaybedersiniz.
İşte asıl tehlike budur.
“Servet, bugünün parlayanına değil; yarının hükmedecek gücüne yatırım yapanların elinde büyür.
Kazananlar, kalabalığın gördüğünü değil; yaklaşan düzeni önceden satın alanlardır.
Ve kurulmakta olan yeni jeopolitik eksenin adı Türk Devletleri Teşkilatı’dır.”




