Ancak gözden kaçırılan önemli bir gerçek var: KKTC, 1974’te Kıbrıs Türk halkının varlığını ve güvenliğini koruyan tarihi müdahalenin ardından ortaya çıkan siyasi gerçekliğin ürünüdür. Bugün adada kendi kurumları, demokrasisi, seçilmiş yönetimi ve halkıyla yaşayan bağımsız bir Türk devleti bulunmaktadır.
Rum yönetimi yıllardır Türk tarafını eşit bir ortak olarak kabul etmek yerine uluslararası platformlarda izolasyon siyaseti yürütüyor. Şimdi de Türk devletlerini kullanarak aynı politikayı sürdürmeye çalışıyor. Oysa Türk dünyasının ortak hafızası, kardeşlik hukuku ve dayanışma ruhu; siyasi baskılardan ve diplomatik manevralardan çok daha güçlüdür.
Kıbrıs’ta artık tükenmiş federasyon senaryolarını değil, adadaki mevcut gerçekliği konuşmanın zamanı gelmiştir. İki halk varsa, iki demokrasi varsa, iki ayrı yönetim varsa; kalıcı çözüm de bu gerçeğin kabul edilmesinden geçer. KKTC’nin varlığı geçici bir durum değil, Doğu Akdeniz’de kök salmış siyasi bir gerçektir.
Türk devletlerinden beklenen, Rum tezlerinin taşıyıcısı olmak değil; kendi kardeşlerinin haklı davasına daha güçlü sahip çıkmaktır.


