Ana içeriğe geç

aktifhaberkibris.com, son dakika haberleri, yerel en güncel gelişmeler, siyaset, ekonomi, sağlık, eğitim, gündem, spor, teknoloji ve KKTC geneli tüm özel haberler...

Rum tarafı Kıbrıs Türkü ile uzlaşamıyor, İsrail ile ortaklıklarını büyütüyor!

Kıbrıs’ta yıllardır barış konuşuluyor, çözüm konuşuluyor, güven yaratıcı önlemler konuşuluyor.

FLAŞ
Rum tarafı Kıbrıs Türkü ile uzlaşamıyor, İsrail ile ortaklıklarını büyütüyor!
1 / 2

Ancak diplomasi masasında verilen mesajlarla sahada yaşanan gelişmeler yan yana konulduğunda, Rum yönetiminin siyasi önceliklerine ilişkin ciddi sorular ortaya çıkıyor.

Bir tarafta Birleşmiş Milletler’in gündeme getirdiği yedi güven yaratıcı önlemden altısına hazır olduğunu açıklayan KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, diğer tarafta mevcut başlıklarda uzlaşı sağlanamadan 19 ayrı öneriyi gündeme taşıyan Rum lider Nikos Hristodulidis bulunuyor.

Üstelik bütün bunlar yaşanırken Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), İsrail ile siyasi ve askerî ilişkilerini genişletiyor. Rum Meclisinde yeni parlamenter iş birliği grupları kuruluyor, İsrail yapımı füze sistemleri gündeme geliyor ve Türkiye Cumhuriyeti’ni “ortak rakip” olarak nitelendiren açıklamalar yapılıyor.

Ortaya çıkan tablo, Kıbrıs’ta çözüm arayışlarıyla Rum yönetiminin bölgesel ortaklıkları arasındaki farkı açıkça gösteriyor.

Kıbrıs Türk halkıyla güven oluşturacak adımlarda ilerleme sağlanamazken İsrail ile iş birliğinin genişlemesi, artık yalnızca diplomatik bir ayrıntı olarak görülemez.

Erhürman altı maddeye hazır, Rum lider 19 öneriyi gündeme taşıyor

KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, 13 Ekim’de Rum lider Nikos Hristodulidis ile gerçekleştirdiği görüşme öncesinde, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in gündeme getirdiği yedi güven yaratıcı önlemden altısına hazır olduklarını açıkça ifade etti.

Bu başlıklar arasında geçiş kapıları, mayın temizliği, afetlere ortak müdahale, düzensiz göçle mücadele, sivil toplum mekanizmaları, spor alanındaki iş birliği ve karma evliliklerden doğan çocukların Avrupa Birliği vatandaşlığı hakları bulunuyor.

Kıbrıs Türk tarafı, geçiş kapıları dışındaki altı başlıkta ilerlemeye hazır olduğunu ortaya koyarken, Erhürman görüşmeye sonuç almak amacıyla gittiğini de vurguladı.

Buna karşılık Rum lider Hristodulidis, daha önce gündeme getirdiği 19 öneriyi müzakere sürecinin bir parçası olarak öne çıkardı.

Erhürman’ın bu girişimi “Pişmiş aşa su katmak” sözleriyle değerlendirmesi, iki tarafın müzakere yöntemine ilişkin farklı yaklaşımlarını ortaya koydu.

Hristodulidis’in 19 öneri sunması, BM’nin yedi önerisinin tamamını resmen reddettiği anlamına gelmiyor. Ancak mevcut başlıklarda somut sonuç alınmadan yeni bir gündemin öne çıkarılması, çözüm sürecinin neden ilerleyemediği sorusunu güçlendiriyor.

Nitekim 13 Ekim’deki liderler görüşmesinin ardından da geçiş kapıları konusunda bir anlaşma açıklanmadı.

Burada üzerinde durulması gereken temel mesele, masaya kaç öneri getirildiği değil, Kıbrıs Türk halkının yaşamına dokunan kaç sorunun çözülebildiğidir.

Yedi maddede sonuç alınamayan bir masada 19 önerinin bulunması, tek başına diplomatik ilerleme anlamına gelmez.

Kıbrıs Türkü ile uzlaşma zor, İsrail ile ortaklık kurmak kolay mı?

Rum yönetiminin müzakere masasındaki tutumuyla İsrail ile geliştirdiği ilişkiler arasındaki farklılık, son günlerde daha da görünür hale geldi.

Kıbrıs Türk halkının günlük yaşamını kolaylaştıracak geçiş kapıları konusunda anlaşma sağlanamazken, Rum Meclisinde İsrail ile ilişkileri geliştirmeyi amaçlayan yeni parlamenter girişimler oluşturuldu.

DİSİ, DİKO ve ELAM partileri, toplam 33 sandalyeyle 56 sandalyeli Rum Meclisinde çoğunluğu temsil ediyor.

Bu partilerden altı milletvekilinin katılımıyla İsrail Müttefikleri Vakfı ile iş birliği amacıyla yeni bir parlamenter grup kuruldu. İsrail ve ABD ile ilişkileri geliştirmeyi amaçlayan Transatlantic Friends of Israel girişimi de bu yakınlaşmanın bir başka ayağını oluşturuyor.

Burada 33 milletvekilinin yeni bir askerî anlaşmayı oylayarak kabul ettiği yönünde doğrulanmış bilgi bulunmuyor. Ancak İsrail ile ilişkilerin geliştirilmesini destekleyen partilerin Rum Meclisinde çoğunluğa sahip olması, siyasi açıdan önem taşıyor.

Savunma, enerji, siber güvenlik, teknoloji ve bölgesel altyapı projeleri, bu iş birliği girişimlerinin gündeminde yer alıyor.

Kıbrıs Türk tarafıyla güven yaratıcı önlemlerde sonuç alınamazken İsrail ile ilişkilerin farklı alanlarda geliştirilmesi, Rum yönetiminin önceliklerine ilişkin tartışmaları beraberinde getiriyor.

“Ortak rakibimiz Türkiye” sözleri ve Rum yönetiminin tercihleri

14 Ekim’de İsrail Müttefikleri Vakfı Başkanı Josh Reinstein’ın Rum lider Nikos Hristodulidis ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamalar, bu yakınlaşmanın siyasi boyutunu gündeme taşıdı.

Reinstein, Türkiye Cumhuriyeti’ni İsrail ile Rum tarafının ortak rakipleri arasında gösterdi.

Bu sözler, İsrail devletinin veya Rum yönetiminin resmî ortak açıklaması niteliğinde değil. Ancak Rum liderle temas kuran uluslararası bir kuruluşun başkanının Türkiye Cumhuriyeti’ni bu ifadelerle anması, bölgesel ilişkiler açısından önem taşıyor.

Aynı dönemde Rum milletvekili Hrisis Pantelidis’in Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik “yayılmacılık” ve “saldırganlık” suçlamaları da dikkat çekti.

Kıbrıs’ta güven yaratıcı önlemler konuşulurken Türkiye Cumhuriyeti’ni karşıtlık üzerinden tanımlayan söylemlerin öne çıkması, adadaki güven sorununu daha da karmaşık hale getiriyor.

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs meselesinin dışında tutulabilecek üçüncü bir ülke değildir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 1960 Garanti Antlaşması’ndan kaynaklanan hakları ve KKTC ile sürdürdüğü güvenlik iş birliği, Kıbrıs’taki güvenlik düzeninin temel unsurları arasında bulunuyor.

Türkiye Cumhuriyeti’ni dışlayan veya yalnızca rakip olarak tanımlayan siyasi yaklaşımların, Kıbrıs Türk halkının güvenlik kaygılarını nasıl karşılayacağı açıklığa kavuşturulmalıdır.

İsrail ile siyasi yakınlaşma, yeni füze bataryası hazırlığı

Rum yönetiminin İsrail ile ilişkileri yalnızca parlamenter temaslarla sınırlı değil.

15 Ekim’de Rum basınında yayımlanan haberlerde, Rum Milli Muhafız Ordusu’nun İsrail yapımı BARAK MX hava savunma sistemine yeni bir füze bataryası eklemeye hazırlandığı bildirildi.

Rum yönetiminin daha önce tedarik ettiği BARAK MX sistemi, 1 Ekim’de Güney Lefkoşa’da düzenlenen askerî geçit töreninde kamuoyuna sergilenmişti.

Yeni bataryayla mevcut hava savunma kapasitesinin genişletilmesi hedefleniyor.

Rum yönetiminin Iron Dome, Drone Dome ve Lite Beam sistemleriyle de ilgilendiği belirtiliyor. Ancak bu sistemlerin satın alınmasına ilişkin kesin karar verildiği henüz doğrulanmış değil.

Her yönetimin savunma ihtiyaçları doğrultusunda askerî yatırımlar yapması mümkündür. Rum yönetimi de bu faaliyetlerini güvenlik gerekçesiyle açıklıyor.

Ancak Kıbrıs gibi garantörlük ve güvenlik meselesinin tarihî önem taşıdığı bir adada askerî yatırımların siyasi sonuçları da bulunuyor.

Kıbrıs Türk halkıyla güven oluşturacak adımların sonuçsuz kaldığı bir dönemde Rum yönetiminin İsrail ile savunma ilişkilerini genişletmesi, müzakere sürecinin geleceği açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir gelişmedir.

Cevdet Yılmaz’ın uyarısı neden önemli?

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 12 Ekim’de yaptığı açıklamada Rum yönetiminin yabancı ülkelerle geliştirdiği askerî ilişkileri eleştirmişti.

Yılmaz, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nın ardından adada yarım asrı aşkın süredir devam eden güvenlik ve istikrar ortamına dikkat çekmiş, Rum tarafının bütün adanın güvenliğini riske atabilecek girişimlerden kaçınması gerektiğini vurgulamıştı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlü olduğunu ve KKTC’nin yanında olmaya devam edeceğini de ifade etmişti.

Bu açıklama, Rum yönetiminin askerî ve siyasi girişimlerinin yalnızca silah tedariki olarak değil, Kıbrıs’taki güvenlik dengeleri açısından da değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin garantörlük sorumluluğu, KKTC ile yürüttüğü güvenlik iş birliği ve Doğu Akdeniz’deki askerî kapasitesi, bölgedeki gelişmelerin değerlendirilmesinde önem taşıyor.

Rum yönetiminin İsrail ve Yunanistan ile ilişkilerini geliştirmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin garantörlük haklarını kendiliğinden ortadan kaldırmıyor.

Egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü göz ardı edilemez

Kıbrıs sorununun temelinde yalnızca geçiş kapıları veya güven yaratıcı önlemler bulunmuyor.

Asıl anlaşmazlık, adanın gelecekteki siyasi ve hukuki düzeninin hangi temelde şekilleneceği konusunda ortaya çıkıyor.

Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC’nin iki devletli çözüm yaklaşımında, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün kabul edilmesi temel şart olarak savunuluyor.

Rum yönetimi ise Birleşmiş Milletler kararlarına dayalı iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çerçevesinde çözüm arayışını sürdürüyor.

Bu iki yaklaşım arasındaki farklılık, Kıbrıs’ta kalıcı bir uzlaşmanın önündeki temel görüş ayrılıklarından biri olmaya devam ediyor.

Kıbrıs Türk halkının kendi geleceği üzerinde söz sahibi olma iradesi, güvenliği ve egemen eşitlik talebi, çözüm tartışmalarında dikkate alınması gereken temel konular arasında bulunuyor.

Rum yönetiminin İsrail ile geliştirdiği ilişkiler, bu temel anlaşmazlıkları ortadan kaldırmıyor.

Aksine, yeni askerî ve siyasi ortaklıkların gündeme geldiği bir dönemde güvenlik meselesinin önemini artırıyor.

Kıbrıs’ta barışın ölçüsü öneri sayısı değil, somut sonuçtur

Kıbrıs’ta çözüm arayışlarının geleceği açısından belirleyici olan, masaya kaç yeni öneri getirildiği değil, mevcut sorunların ne ölçüde çözülebildiğidir.

Rum yönetiminin İsrail ile askerî ve siyasi ilişkilerini genişletmesi de müzakere sürecindeki sonuçsuzluğu daha görünür hale getiriyor.

Kıbrıs Türk halkının günlük yaşamını kolaylaştıracak adımlar beklenirken yeni parlamenter ortaklıkların ve füze bataryalarının gündeme gelmesi, Rum yönetiminin barış söylemleriyle uygulamaları arasındaki uyumun sorgulanmasına neden oluyor.

Kıbrıs Türkü’nün geleceği başkalarının hesaplarına bırakılamaz

Türkiye Cumhuriyeti bu adada üçüncü bir ülke değildir!

Rum yönetimi artık şu gerçeği anlamalıdır: Kıbrıs Türk halkıyla yedi güven yaratıcı önlemde dahi somut uzlaşı sağlanamazken 19 ayrı öneriyi gündeme taşımak, diğer taraftan İsrail ve Yunanistan ile askerî ortaklıkları genişletmek, barış söylemlerinin samimiyetini sorgulatmaktadır. Ancak Rum yönetiminin unutmaması gereken çok daha önemli bir gerçek vardır…

Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs’ta diğer devletler gibi sıradan bir üçüncü ülke değildir.

Türkiye Cumhuriyeti, uluslararası antlaşmalardan doğan haklara sahip garantör devlettir; Kıbrıs Türk halkının güvenliğinin, varlığının ve geleceğinin korunmasında tarihî sorumluluk üstlenmiştir. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti’ni İsrail veya başka ülkelerle aynı konumda değerlendirmek, adanın tarihini ve hukuki gerçeklerini görmezden gelmektir.

Rum yönetimi istediği kadar yeni ittifaklar kursun, istediği kadar füze bataryası tedarik etsin; bunların hiçbiri Kıbrıs Türk halkının egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü talebini, KKTC’nin varlığını ve Türkiye Cumhuriyeti’nin garantörlük haklarını ortadan kaldıramaz.

Kıbrıs Türk halkının geleceği Rum yönetiminin tek taraflı kararlarına, İsrail ile kurulan ortaklıklara veya bölgesel güç hesaplarına teslim edilemez.

Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs Türkü’nün soy bağıyla bağlı olduğu Anavatanı, uluslararası hukuktan doğan haklarıyla garantörü ve güvenliğinin temel dayanağıdır.

KKTC ise başkalarının siyasi hesaplarına göre geleceği belirlenecek bir

Rum tarafı Kıbrıs Türkü ile uzlaşamıyor, İsrail ile ortaklıklarını büyütüyor!

Toprak parçası değil, Kıbrıs Türk halkının devletidir. Bu tarihî, millî ve hukuki gerçekleri yok sayarak Kıbrıs’ta barış inşa edilemez!

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın
Daha fazla yükle