Selimiye Meydanı’ndan Rahatsız Olanlar Aslında Neyden Rahatsız?

Selimiye Meydanı’ndaki Tabela Değil, Türkiye Rahatsızlığı...

Selimiye Meydanı’ndan Rahatsız Olanlar Aslında Neyden Rahatsız?
08-06-2026 08:57
Google News

Bazı yazıları okurken insan ister istemez gülümsüyor.

Çünkü yazının başlığı AK Parti ile başlıyor, ortası Osmanlı ile devam ediyor, sonu ise Türkiye’nin Kıbrıs’taki varlığını sorgulamaya kadar gidiyor.

Sonra dönüp tekrar bakıyorsunuz.

Gerçekten mesele Selimiye Meydanı mı?

Gerçekten mesele bir temsilcilik binası mı?

Yoksa mesele çok daha başka bir şey mi?

Yıllardır aynı ezberi dinliyoruz...

 Türkiye yardım etse müdahale.

 Türkiye yatırım yapsa hegemonya.

 Türkiye okul açsa kültürel yayılma.

 Türkiye su getirse bağımlılık.

 Türkiye yol yapsa sömürgecilik.

 Türkiye siyasi parti temsilciliği açsa kolonyalizm.

Peki Türkiye ne yapsa makbul olacak?

Galiba bazı çevreler için cevabı basit...

Türkiye hiç olmasın.

İşte bütün hikâyenin özeti budur.

Bana göre yazının en dikkat çekici tarafı ise AK Parti temsilciliğinin dünyanın en sıra dışı olayı gibi sunulması.

Oysa gerçek tam tersidir.

Bugün dünyanın dört bir yanında siyasi partilerin yurtdışı temsilcilikleri vardır.

Çünkü yurtdışında yaşayan vatandaşlarla bağ kurmak demokrasinin doğal sonucudur. Dileyen gidip yerinde bakabilir ancak yorulmalarına da gerek yok; küçük bir Google araştırmasıyla dahi partilerin temsilcilikleri kendi web sayfalarından görülebilir.

Almanya’da vardır.

İngiltere’de vardır.

Brüksel'de vardır.

Amerika’da vardır.

İtalya’da vardır.

Macaristan’da vardır.

İsviçre, Norveç, Polonya, Romanya, Avusturya’da vardır.

Ak Parti Temsilciliği ise;Brüksel,Washington,Londra,Berlin ve KKTC'de de bu sebeple vardır.

Bu temsilcilikler seçim dönemlerinde seçmenlerine ulaşır, vatandaşlarla iletişim kurar, sosyal ve kültürel faaliyetler yürütür. Bu demokrasinin gereği değil de nedir, sorarım.

Yani dünyanın her yerinde normal olan şey, konu Türkiye olunca bir anda “kolonyalizm” oluveriyor.

Ne kadar ilginç…

Daha da ilginci şu…

Selimiye Meydanı’nın tarihinden söz edilirken sürekli “fetih” kelimesi üzerinden bir rahatsızlık üretilmeye çalışılıyor.

 Sanki Osmanlı tarihi konuşulunca suç işlenmiş oluyor.

 Sanki bu adanın tarihinde Osmanlı diye bir dönem hiç yaşanmamış gibi davranılıyor.

Oysa gerçekler ideolojik tercihlere göre değişmez.

 Kıbrıs’ta Osmanlı dönemi yaşanmıştır.

 Kıbrıs Türk toplumu Osmanlı döneminde şekillenmiştir.

Bugün bu adada yaşayan insanların önemli bir kısmının aile geçmişi de Osmanlı dönemine uzanmaktadır.

Bundan rahatsız olmak tarihi değiştirmez.

Tıpkı İngiliz dönemini inkâr etmenin mümkün olmadığı gibi Osmanlı dönemini de inkâr etmek mümkün değildir.

Selimiye Camii neden önemlidir?

Çünkü tarihin bir parçasıdır.

Osmanlı’nın da, Kıbrıs’ın da, Lefkoşa’nın da bir parçasıdır.

 Bunu kabul etmek için AK Partili olmak gerekmez.

 Bunu kabul etmek için CHP’li de olmak gerekmez.

Tarih bilen biri olmak yeterlidir.

Asıl garip olan, her Osmanlı eserini siyasi tehdit olarak gören anlayıştır. Bu anlayış sorunlu bir anlayıştır. Tarihini inkâr etmektir.

 Bir Cami’de fetih görüyorlar.

 Bir Yerleşkede hegemonya görüyorlar.

 Bir temsilcilikte sömürgecilik görüyorlar.

 Bir Türk bayrağında kolonizasyon görüyorlar.

Bir noktadan sonra insan şu soruyu sormadan edemiyor…

Acaba sorun görülen şeyler mi, yoksa görmek isteyen gözler mi?

Bugün KKTC’nin uluslararası alanda ayakta kalabilmesinde Türkiye’nin desteğinin oynadığı rol ortadadır. Bunu yok saymak gerçeği ortadan kaldırmaz. Bu gerçeği;

 Ekonomide görmek mümkündür.

 Savunma sanayiinde görmek mümkündür.

 Diplomaside görmek mümkündür.

 Altyapıda görmek mümkündür.

 Enerjide görmek mümkündür.

 Suyun adaya getirilmesinde görmek mümkündür.

 Ulaşım ağlarının gelişmesine ve artarak devam etmesinde görmek mümkündür.

Ama bütün bunları görmeyip yalnızca Selimiye Meydanı’ndaki bir tabelaya takılmak, siyasi analiz değil ideolojik saplantıdır.

Kıbrıs Türk halkı ile Türkiye arasındaki bağ bir siyasi partinin ötesindedir. Dahası partiler üstü bir mevhumdur.

Türkiye ile KKTC arasındaki bağ devam eder.

İlişkiler hükümetlerin değil, tarihin ve ortak kaderin ilişkisidir.

Selimiye Meydanı’ndaki tabeladan rahatsız olanların önce kendilerine şu soruyu sormalarında fayda var…

Gerçekten AK Parti’den mi rahatsızsınız?

Yoksa AK Parti üzerinden Türkiye’den, Osmanlı mirasından ve Kıbrıs Türk halkının tarihsel kimliğinden mi?

Çünkü bazen tartışılan şey bina değildir.

Bazen tartışılan şey tabela değildir.

Bazen tartışılan şey doğrudan tarihin kendisidir.

Bunu bilip ona göre tavır takınmak gerekmektedir. 

Biz biliyoruz ki geçmişini bilmeyenin geleceği olmaz!

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
ARŞİV ARAMA