TÜRKİYE SİSTEMİ KURDU: PEKİ KKTC DEVLETİ NEDEN KULLANMIYOR?

Türkiye Cumhuriyeti finansmanı sağlıyor, teknoloji KKTC’ye geliyor, sistem kuruluyor. Ortada artık “radarlar çalışıyor mu, çalışmıyor mu?” tartışmasından çok daha büyük bir mesele var.

TÜRKİYE SİSTEMİ KURDU: PEKİ KKTC DEVLETİ NEDEN KULLANMIYOR?
24-09-2026 12:47


Çünkü kamera çalışıyor.
İhlali görüyor.
Veriyi üretiyor.
Peki ceza neden muhatabına ulaşamıyor?
Asıl sorulması gereken soru budur.
Ve bu sorunun cevabını Türkiye’de ya da kameraların üzerinde aramak yerine, KKTC’de teknolojinin arkasında çalışması gereken idari, hukuki ve kurumsal mekanizmada aramak gerekiyor.
TÜRKİYE ÜZERİNE DÜŞENİ YAPTI, PEKİ BİZ NE YAPTIK?
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı ile Radarsan arasında 13 Mayıs 2024’te sözleşme imzalandı. Proje kapsamında 130 sabit ve 20 mobil olmak üzere 150 yeni nesil hız tespit kamerası tedarik edildi. Yatırımın tamamını Türkiye karşıladı, KKTC’ye hibe etti.
14 Ağustos 2025 tarihinde projenin geçici kabul işlemleri tamamlanarak o tarihte yani bundan yaklaşık 13 ay önce cihazlar aktif çalışır vaziyette Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı'na aynı zamanda Polis Genel Müdürlüğü'ne teslim edildi. Bu tarih itibari ile cihazlar aktif oldu ve verileri anlık olarak Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı binasında kurulan Sistem Odası içerisindeki Sunuculara göndermeye başladı.
Hollandalı Gatso firmasının hizmet verdiği yıllarda, görevliler her hafta tek tek kamera kutularına gider yazılmış cezaları manuel olarak flaşta alır sonra ofiste onlar üzerinde çalışır araç sahiplerine kargo şirketi üzerinden posta yoluyla gönderirdi.
Radarsan’ın bu yeni sisteminde memurların her hafta cihazlardan manuel veri toplamasına gerek kalmadan 14 Ağustos 2025 tarihinden beri veriler, sistem odasındaki sunuculara anlık kesintisiz olarak gönderilmeye başlandı. Memurların bu verileri Gatso şirketinin döneminde olduğu gibi ceza sahiplerine kargo şirketi ile posta yoluyla göndermesi gerekiyor. Peki, bu yeni sistemde de cezalar hep kargo ile mi gönderilecek? Hayır.
14 Ağustos 2025’ta devreye alınan, Radarsan’ın birinci projesi.  Birinci projenin kabulü aşamasında radar cezalarının dökümünün daha önceki sistemde olduğu gibi manuel olarak yapılması Polis Genel Müdürlüğü tarafından talep edilmiş. Ancak ilerleyen süreçte Polis Genel Müdürlüğü tarafından cihazlardan gelen verilerin ve proje kapsamında olmayan radar ihlallerinin otomatik cezaya dönüştürülmesi talebi de iletilmiş. Bu talep üzerine Radarsan’ın ikinci projesi hayata geçirilmiş. Aldığım bilgiye göre, bu yeni talep için geliştirme çalışmaları tamamlanmış son aşamaya gelinmiş. Önümüzdeki haftalarda ikinci projenin geçici kabulü yapılacak.  
İkinci projenin tamamlanmasıyla birlikte cihazlardan sunuculara iletilen ihlaller otomatik cezaya dönüştürülecek ve anında ceza kesilen kişinin cep telefonuna iletilecek.
 
Yani Türkiye Cumhuriyeti milyonlarca liralık kaynağı ortaya koymuş, teknoloji sağlanmış, kameralar ülkeye getirilmiş, direkler dikilmiş, sistem odası kurulmuş, sistemin ikinci fazı da teslim edilmek üzere.
DÖNEMİN BAKANI SÖYLEDİ: “BİZDEN KAYNAKLANAN BİR SIKINTI VARDI”
Dönemin Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı’nın kendi açıklamaları var.
Arıklı, 19 Mayıs 2026’da kameraların tamamının çalıştığını açıklarken çok önemli iki cümle kurdu:
“Kameralar sorunsuz çalışıyor ancak tebligat yapılamıyor.”
Ve daha da önemlisi…
“Zamanında bizden kaynaklanan bir sıkıntı vardı.”
Bundan daha açık ne söylenebilir?
Arıklı, 9 Mart’taki Meclis konuşmasında da polisin elinde yaklaşık 100 bin trafik cezası biriktiğini açıkladı.
O halde meseleyi kameraların çalışıp çalışmadığı tartışmasına hapsetmenin anlamı ne?
İlgili bakan kameraların çalıştığını söylüyor.
İlgili bakan sıkıntının kendilerinden kaynaklandığını söylüyor.
İlgili bakan yaklaşık 100 bin cezanın polisin elinde biriktiğini söylüyor.
Öyleyse kamuoyuna açıklanması gereken başka şeyler var.
Devlet neden zamanında hazırlanmadı?
TEKNOLOJİYİ GETİRDİK, İKİ MEMURUN ÖNÜNE Mİ KOYDUK?
Meselenin en çarpıcı taraflarından biri de burada.
Arıklı, Mayıs 2026’daki açıklamasında tebligatların çok yavaş ilerlediğini anlatırken cezaların iki memur tarafından elle dağıtıldığını söyledi.
Bir tarafta yapay zekâ destekli yeni nesil kameralar.
Diğer tarafta manuel işlem yapan iki personel.
Bir tarafta saniyeler içerisinde hız ihlalini tespit edebilen teknoloji.
Diğer tarafta on binlerce dosyayı eritmeye çalışan insan gücü.
Bu nasıl bir kamu planlamasıdır?
KURAL İHLALİNİ KAMERA TESPİT EDER, AMA TEBLİGATI DEVLET YAPAR
Bir başka mesele de cezaların dağıtılması.
Bu sorun yeni değil.
Daha 2024 yılında cezaların dağıtımı için ihale yapılması gündemdeydi.
Sonraki süreçte dağıtım ihalesi ve uygulamasında sorunlar yaşandı.
Sonuçta on binlerce ceza birikti.
Şimdi bunun faturasını kime çıkaracağız?
Kameraya mı?
Radarsan’a mı?
Türkiye Cumhuriyeti’ne mi?
Hayır.
Çünkü kameranın görevi postacılık yapmak değildir.
Kamera ihlali tespit eder.
Yazılım veriyi üretir.
Ama o cezayı hukuki işleme dönüştürmek, vatandaşa zamanında ulaştırmak ve tahsil etmek devletin görevidir.
CEZA TELEFONA GELECEKTİ; PEKİ YASA NEREDE?
Projenin en önemli özelliklerinden biri elektronik tebligattı.
Amaç, radarın tespit ettiği cezanın sistem üzerinden işlenerek sürücünün cep telefonuna ulaştırılmasıydı.
Arıklı da Mayıs 2026’da “e-tebliğ” üzerinde çalışıldığını açıkladı.
Fakat bunun gerçekleşebilmesi için yalnızca yazılım yetmez.
Gönderilen elektronik bildirimin hukuken tebligat sayılmasını sağlayacak mevzuat gerekir.
Dahası, bu sistemin hangi GSM operatörü üzerinden işletileceğinin belirlenmesi, gerekli ihale ve sözleşme süreçlerinin tamamlanması gerekir.
Daha çarpıcı olan ise şu:
27 Ağustos 2025’te Arıklı başkanlığında toplanan Trafik ve Ulaştırma Hizmetleri Komisyonu zaten radar cezalarının tebliğ ve tahsili için yasal düzenleme yapılması, e-devlet ve SMS uygulamalarından yararlanılması yönünde çalışma başlatılmasını kararlaştırmıştı.
Takvim yapraklarını çevirelim.
27 Ağustos 2025.
Bugün 24 Eylül 2026.
Bir yıldan fazla zaman geçti.
 
 
 
O HALDE SORUYORUZ:
KKTC, bu yatırım kendisine teslim edilirken kendi üzerine düşen hazırlıkları, mesela şunları yaptı mı?
• Halen manuel olarak dökümü yapılan cezaları kargo yoluyla muhataplarına postalamak için gerekli adımları atıyor mu?
• Teknoloji hazırken hukuk neden hazır değil? GSM operatörü üzerinden elektronik tebligat yapabilmek için gerekli yasal düzenlemeleri yapıp hukuki altyapı oluşturuluyor mu?
• GSM operatörüyle ilgili süreç nerede? GSM operatörü belirlemek için ihale hazırlığı yapılıyor mu?
Eğer bunların cevabı hayırsa, bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin finanse ettiği teknolojiyi tartışmadan önce KKTC devlet mekanizmasının neden bu teknolojiye hazırlanamadığını tartışmamız gerekmiyor mu?
Son olarak, sizleri Sayıştay Raporundaki bazı bulgularla baş başa bırakıyorum.
SAYIŞTAY RAPORUNDA YAZILANLAR GERÇEĞİ NE ÖLÇÜDE YANSITIYOR?
Sayıştay Başkanlığı’nın 15 Eylül 2026 tarihli Hız Tespit Kamera Sisteminin Değişimine İlişkin Denetim Raporunu okudum. Bazı konular gerçeklerden ve hayattan kopuk, kafama yatmadı. Raporun bazı bölümlerinde 8 Nisan 2025 tarihinden beri zaten kullanılamayan, erişim engeli nedeniyle de 2023 yılının ikinci yarısından sonra kameraların tespit etmiş olduğu hız limit ihlallerine ceza düzenlenemeyen Hollandalı Gatso firmasının yarenliğini hissettim.  
Aşağıda Sayıştay Raporunun bazı bölümlerini aynen alıp sizin takdirinize sunuyorum. İşin aslını da altına yazıyorum.
“3.3.1 Hız Tespit Kamera Sisteminin Değişim Nedeni Bakanlık arşiv kayıtlarında, Gatso firmasından tedarik edilen kameraların etkin/verimli çalışmadığı ve/veya ihtiyaçları karşılamadığı ve/veya değişmesi gerektiği yönünde herhangi bir inceleme, rapor, yazışma vb. herhangi bir belge tespit edilememiştir. Bu doğrultuda, 17.02.2026 tarihli yazımız ile Bakanlıktan yaklaşık 20 yıldır kullanılan kamera sisteminin değiştirilmesine ihtiyaç duyulmasının nedeni hakkında bilgi/belge talep edilmiş, ancak tarafımıza cevap sunulmamıştır.”
“Bakanlığın Bulguya İlişkin Yorumu: Bakanlığın Taslak Rapor’a yorum beyanında, kamera sistemlerinin değiştirilmesinin Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC arasında imzalanan Protokol kapsamında gerçekleştirildiği, dolayısıyla yeni sisteme geçilmesine ilişkin politika tercihi ve gerekçelerin Bakanlıkları tarafından belirlenmediği, Bakanlığın yalnızca yürürlüğe giren protokol hükümlerinin uygulanmasını sağladığı belirtilmiştir.”
Sayıştay, bu bulgusuyla 20 yıllık eski teknolojinin neden değiştirildiğini bu ihtiyacın nereden çıktığını sorgulamış. Teknolojinin bu kadar hızla ilerlediği bir dünyada bunun neden sorgu konusu yapıldığını anlamadım, sadece şunu düşündüm; benim 20 yıl önce kullandığım cep telefonu, bilgisayar nasıldı, bugün hala onları kullanıyor olsaydım o özellikler bugün bir işe yarar mıydı?
Bakanlığın Sayıştay’ın bulgusuna cevabı da enteresan; Biz Bakanlık olarak kamera sistemlerinin değiştirilmesi ve yeni sisteme geçilmesine ilişkin politika tercihinin gerekçelerini bilmiyoruz, bunu biz belirlemedik, iki ülke hükümetleri arasında imzalanan protokol kapsamında (Türkiye’nin hibesi olarak) gerçekleşti. Biz Bakanlık olarak protokol hükümlerini uygulanmakla görevliyiz.
“3.3.6 Kameraların Uluslararası Akreditasyonuna İlişkin Belgelerin Mevcudiyeti PGM tarafından Bakanlığa gönderilen 30.07.2024 tarihli “Görüntülü Radar Sistemleri Mevcut Durum ve İhtiyaç Analiz Raporu”nda (Ek-3) Gatso radar sistemlerinin NMI (nmi.nl) tarafından akredite edilmiş olması ve daha önce mahkemelere Gatso uzmanları tarafından hız tespitlerinin nasıl yapıldığına ve ölçümlerin doğruluğuna ilişkin gerekli teknik ve hukuki bilgilendirmelerin sunulmuş olması nedeniyle yargı süreçlerinde sorun yaşanmadığı, Radarsan tarafından yeni kurulması planlanan kamera sistemleri ile tespit edilecek olan sürat suçlarının mahkeme sürecinde karşılaşılacak olan doğru ölçüm yapılıp yapılmadığına veya uluslararası bir kuruluş tarafından akredite olunup olunmadığına dair itirazların değerlendirilmesi aşamasında mahkemeye gerekli bilgilendirmeleri yapacak olan uzmanların belirlenmesi ve akreditasyon ile ilgili belgelerin tedarikinin sağlanması gerektiği belirtilmiştir. …”
“Bakanlığın Bulguya İlişkin Yorumu: Bakanlığın Taslak Rapor’a yorum beyanında, cihazın teknik özelliklerinden dolayı mahkemede delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı hususunda eski kameralarla kıyas yapılmasının Sayıştay’ın yetki alanı dışında olduğu, ayrıca yeni sistem kameraların yapay zekâ teknolojisi ile çalışan en son teknoloji olan ve gerekli otoriteler tarafından resmi olarak referans cihaz olarak kabul edilen cihazlar oldukları belirtilmiştir. …”
Burada, Sayıştay’ın bulgusu hakkında yorum dahi yapmak istemiyorum. Bakanlığın yorumuna ise aynen katılıyorum. Yalnız şunu da söyleyelim, Radarsan’ın bu sistemi Türkiye’de 81 ilde Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından da aktif olarak kullanılıyor.
“3.3.7 Kameraların Bakım ve Onarımı PGM tarafından Bakanlığa gönderilen “Görüntülü Radar Sistemleri Mevcut Durum ve İhtiyaç Analiz Raporu”nda, (Ek-3) Radarsan’dan temin edilecek kamera sistemlerinin bakım, onarım, kalibrasyon ve acil durumlarda arızalara müdahale sağlanabilmesi için gereken sözleşmelerin ve yerel teknik ekiplerinin tesis edilmesi gerektiği belirtilmektedir. Konuya ilişkin Trafik Dairesi Müdürü Sayın Ahmet Aydın ile yapmış olduğumuz görüşmelerde, ilgili kameralara ilişkin 2 yıllık bir garanti süresi olduğu, bakım ve onarımların bu kapsamda 2 yıl boyunca ücretsiz olarak Radarsan tarafından yapılacağı bilgisi tarafımıza aktarılmıştır. Ancak, Bakanlık arşiv kayıtlarında 2 yıllık bakım onarım garantisi olduğuna dair bir belgeye rastlanmamıştır. T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı ile Radarsan arasındaki Sözleşmenin de temin edilememiş olmasında dolayı bakım, onarım ve garanti hususlarında Sözleşmede bir düzenleme yer alıp almadığı görülememiştir…”
Sayıştay diyor ki; Radarsan’ın kurduğu sistemin bakım onarım sözleşmesi nerede, yerel teknik ekip kuruldu mu?
Sayıştay yetkililerine kameralara Radarsan’ın 2 yıllık bir garanti süresi olduğu ilgili Daire Müdürü tarafından ifade edilse de ikna olmuyor, hala daha garanti belgesi arıyor, araştırıyorlar. Hem de bu yatırımı hibe olarak yapan Türkiye Cumhuriyeti’nin saygın kurumlarına karşı saygı kurallarını aşarak.
Sayıştay şunun farkında değil. Burada Bakanlık bu projeyi hibe olarak alıyor ve iki yıl da ücretsiz olarak projenin bakımı yapılacak. Bakanlık bu projeyi eğer parayla almış olsaydı garanti ücreti alış fiyatına dahil değilse hemen garanti sözleşmesi yapması gerekecekti. Sayıştay’ın 2 yıl sonra gündeme gelecek bir konuyu bugün eleştiri konusu yapmasını ve bulgu olarak koymasını anlamak mümkün değil.
“5.25 Bakanlık ile yazılımı sağlayan Sensys Gatso Netherlands B.V. firması arasında lisans ücreti hususunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle Bakanlığın firmanın talep etmiş olduğu lisans ücretlerini ödememesi sonucunda Xilium yazılımına erişimin kapandığı (Bulgu 3.4.4),”
“5.26 (Gatso şirketinin) Xilium yazılımına 08.04.2025 tarihi itibarıyla erişimin kapanması nedeniyle, erişimin kapandığı tarih itibarı ile ceza düzenlenmemiş olan 2023 yılının 2. altı aylık ve 2024 yılının 2.altı aylık dönemleri ile 2025 yılında mart ayı sonuna kadar (toplam 15 ay) eski kameraların tespit etmiş olduğu hız limiti ihlallerine ceza düzenlenmesinin mümkün olmadığı, PGM’nin Bakanlığa hitap 04.04.2025 tarihli yazısında, Xilium’a erişimin kapanacak olması nedeniyle bahse konu dönemlere ilişkin 400.000.000 TL değerinde olan 125.000 adet hız limiti ihlaline ceza düzenlenemeyeceğinin belirtildiği ancak bu tutarın tahmine dayandığı (Bulgu 3.4.5),”
“5.19 (Radarsan’ın) Yeni sabit hız tespit kameralarının kurulumlarının tamamlandığı (2025) Eylül ayından devreye alındıklarının açıklandığı 16.01.2026 tarihine kadar yaklaşık 4,5 aylık sürede Enforcex yazılımının test/geliştirme ve entegrasyon süreçlerinin tamamlanamaması nedeniyle devreye alınamadığı, geriye dönük olarak bu tarihler arası için ceza düzenlenmesinin mümkün olmadığı, bu dönemde sabit hız tespit kameraları devreye alınabilseydi 173.986.580,00 TL ceza düzenlenebileceğinin tahmini olarak tarafımızca hesaplandığı, kameraların devreye alındıkları 16.01.2026 tarihinden sonra da hız limiti ihlallerine ceza düzenlenememesi durumunda bu tutarın artacağı (Bulgu 3.3.12),”
16 Ocak 2026 tarihinde tüm paydaşların katılımı ile Akıllı Ulaşım Sistemi, Elektronik Denetim ve Akıllı Kavşak Projesi'nin lansmanı yapıldı.
Bu lansman tarihinin belirlenmesinde her iki ülkenin devlet yönetimindeki üst kademelerin ortak uygun tarihi beklenmesinden kaynaklı gecikme yaşanmış. Halbuki, geçici kabulün yapıldığı 14 Ağustos 2025 tarihinde cihazlar aktif çalışır hale gelmiş ve verileri anlık olarak Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı binasında kurulan Sistem Odası içerisindeki Sunuculara göndermeye başlamıştı.
Dolayısıyla 16 Ocak 2026 tarihinden 5 ay öncesinden başlanarak sistem odasındaki sunuculara anlık kesintisiz veri gönderilmiş.
Sayıştay, ceza düzenlenmesinin mümkün olmadığını belirtmiş olsa da bu bulgu gerçeği yansıtmamakta ve o tarihten bu zamana kadar cezalar, Polis Genel Müdürlüğü personeli tarafından manuel olarak işlenmeye devam ediyor.
Sayıştay, Raporun (3.1) bölümüne Gatso şirketiyle Bakanlığın yaptığı sözleşmelerdeki bedelleri koymuş. 2006 yılından 2017 yılına kadar yapılan beş sözleşmenin bedelleri toplamı 5 milyon 699 bin Euro.
Sayıştay diyor ki bunlar 2017 yılına kadar imzalanan sözleşmelerde yazan, benim bulabildiğim Gatso’ya ödenecek bedeller. Gatso ile yollar ne zaman ayrıldı? 2025 yılında.
Peki, Gatso’ya 2006 yılından 2025 yılına kadar fiilen kaç Euro ödendi? Yoksa Gatso’ya fiilen yapılan ödeme 10 milyon Euro’yu buldu mu? Ciddi kamu zararı mı var ortada?
Sayıştay Raporunun bir yerinde fiilen ödeme tutarına ulaşılamadığı yazıyor. Ödemeyi yapan harcamacı kuruluşun bütçe giderlerinden bu bulunamaz mı? Bunu bulmak varsa suç işleyenler, bunları ortaya çıkarmak Sayıştay’ın görevi değil mi?
Sayıştay’ın asıl üzerine yoğunlaşması gereken konu 1 kuruş kamu kaynağı kullanılmadan hibe olarak Türkiye’nin kurup KKTC’ye teslim ettiği son model Radarsan projesi mi olmalı, yoksa KKTC’nin 20 yıldan beri parayla satın aldığı ve Devletin bütçesine her yıl ciddi yük getiren Gatso şirketine yapılan fiili ödemelerin incelenmesi mi olmalı?
Takdiri size bırakıyorum.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ÇOK OKUNAN HABERLER