“Asıl yabancı olan kim burada?” diye soruluyor.
Madem soru bu kadar açık soruldu, cevabımız da açık olsun...
Türkiye Cumhuriyeti bu topraklarda yabancı değildir.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın fotoğrafı da bize bir yabancı ülkenin sembolüymüş gibi sunulamaz.
Bunu kabul etmiyorum.
Daha da önemlisi, Kıbrıs Türk halkının Türkiye ile bağını bir çeşit “başka yerden tasarlanmış hayat” gibi göstermeye çalışan dili de kabul etmiyorum.
Çünkü bu halkın tarihini Türkiye’yi çıkararak anlatamazsınız.
Bugün KKTC’de güvenlikten ekonomiye, altyapıdan sağlığa kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını yok sayıp ardından Erdoğan’ın bir fotoğrafı üzerinden “kendi ülkemizde misafir olduk” duygusu üretmeye çalışmak siyasi eleştiriden çok daha fazlasıdır.
Bu, Türkiye’yi Kıbrıs Türkünün hayatında yabancı bir unsur gibi konumlandıran bir anlatıdır.
Ve buna itiraz etmek gerekir.
Hem de yüksek sesle.
YÜZDE 63’Ü FEDERASYON REFERANDUMUNA ÇEVİRMEYİN
Bir başka mesele de artık kabak tadı verdi.
Tufan Erhürman Cumhurbaşkanlığı seçimini yüzde 63 oyla kazandı.
Evet.
Ama Kıbrıs Türk halkı yüzde 63’le federasyona “evet” demedi.
Sandıkta “federasyon mu, iki devlet mi?” sorusu yoktu.
Bir Cumhurbaşkanlığı seçimi vardı.
Buna rağmen her tartışmanın sonunda yüzde 63 rakamını çıkarıp “Halk iki devlet siyasetini reddetti” sonucuna ulaşmak siyasi analiz değil, sonucu arzu edilen yere çekmektir.
Üstelik Cumhurbaşkanı Erhürman dahil aynı siyasi çizgiyi savunan isimler dahi bu yüksek oy oranının önemli ölçüde bir tepki oyu olduğunu defalarca dile getirdi.
Ama nedense bu bölüm duyulmuyor.
Neden?
Çünkü yüzde 63’ü bir federasyon referandumu gibi pazarlamak daha kullanışlı.
Bir seçim sonucunu alıp, yapılmamış bir referandumun sonucuymuş gibi kullanmak açık bir algı operasyonudur.
Kıbrıs Türk halkının çözüm modeli konusundaki iradesini gerçekten öğrenmek istiyorsanız bunun yolu bellidir.
Soruyu halka sorarsınız.
Federasyon mu?
İki egemen eşit devlet mi?
Sonra çıkan sonucu hep birlikte görürüz.
Ama böyle bir referandum yapılmadan kimse yüzde 63’ü cebine koyup “Kıbrıs Türk halkı federasyonu seçti” diyemez.
İRADE SADECE TÜRKİYE’YE KARŞI MI HATIRLANIYOR?
Bir de şu “irade” meselesi var.
“İrade bizim.”
Güzel.
Ben de aynı şeyi söylüyorum.
İrade bizim.
Ama “biz” kim?
Sadece sizin gibi düşünenler mi?
Halkın oylarıyla seçilen bir belediye başkanı belediye binasına LGBT bayrağı astığında irade kimindi?
Benim değildi.
Benim gibi düşünmeyen binlerce insanın da değildi.
Peki o gün neden “Bu ülkenin iradesi nerede?” diye ortalık ayağa kaldırılmadı?
Bu ülkede LGBT bayrağının bir kamu binasına asılmasına karşı tek bir Allah’ın kulu yok muydu?
Vardı.
Ama insanlar farklı yaşam tarzlarıyla birlikte yaşamayı öğrendi.
Bir caminin hemen yanında alkol tüketiliyor.
Herkes bundan memnun mu?
Hayır.
Fakat insanlar birbirlerinin yaşam alanına tahammül ediyor.
Kimse her gördüğünü “ülkem elimden alınıyor” krizine dönüştürmüyor.
Ne zaman Türkiye Cumhuriyeti’nin adı geçse…
Ne zaman Türk bayrağı görünse…
Ne zaman Recep Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafı bir yerde bulunsa…
Bir anda “irade” hatırlanıyor.
Bir anda “yabancılaşma” başlıyor.
Bir anda “başkasının hayatı bize dayatılıyor” deniliyor.
Kusura bakmayın.
Bu seçici hassasiyet sorgulanmayı hak ediyor.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ’Nİ BU TOPRAKLARDA YABANCI İLAN EDEMEZSİNİZ
Politikalar tartışılabilir.
Recep Tayyip Erdoğan da her siyasetçi gibi eleştirilebilir.
Ama eleştiri başka şeydir, Türkiye’yi bu topraklarda “yabancı” konumuna iten bir siyasi psikoloji üretmek başka şey.
Kıbrıs Türk halkının Türkiye ile ilişkisini bir tahakküm hikâyesinden ibaret göstermek tarihi fazlasıyla seçerek okumaktır.
Kıbrıs Türkü bu adada varoluş mücadelesi verirken yanında kim vardı?
Güvenliğinin tartışıldığı her kritik dönemde arkasında kim durdu?
Bugün uluslararası sistem Kıbrıs Türkünü hâlâ “toplum”, Rum tarafını “devlet” kabul ederken Kıbrıs Türkünün devletine en açık desteği kim veriyor?
Türkiye Cumhuriyeti.
Şimdi bütün bunları bir kenara bırakacağız ve Lefkoşa’daki Erdoğan fotoğrafını görünce “kendi ülkemizde misafir olduk” diyeceğiz.
Hayır.
Ben kendi ülkemde misafir değilim.
Türkiye Cumhuriyeti’ni de bu ülkede yabancı değil.
Beni temsil etmeyen şey Türkiye’nin varlığı değil; Türkiye’nin varlığını Kıbrıs Türkünün iradesinin karşısına yerleştirmeye çalışan bu yapay karşıtlıktır.
ERTUĞRULOĞLU’NUN SÖYLEDİĞİ GERÇEK NEDEN BU KADAR RAHATSIZ EDİYOR?
Tahsin Ertuğruloğlu’nun sözleri açık:
“Dış politikada artık gelinen nokta sondur...
İki egemen eşit devlet, eşit uluslararası statü politikası. Rumlarla yeni bir ortaklık kurma diye bir seçenek yoktur.”
Buna katılmıyorsanız çıkıp federasyonu savunursunuz.
Ama “Bu Türkiye Cumhuriyeti’nin fikri” diyerek iki devlet siyasetini Kıbrıs Türk halkının dışına itemezsiniz.
Ben de iki devletli çözümü savunuyorum.
Ben de Rumlarla yeniden ortak bir devlet kurmak istemiyorum.
Ben de Türkiye’nin etkin ve fiili güvencesinin tartışmaya açılmasını istemiyorum.
Şimdi benim iradem kimin?
Türkiye Cumhuriyeti’nin mi?
Hayır.
Benim.
İşte asıl kabul etmek istemedikleri nokta bu.
Türkiye ile aynı düşünceyi savunan her Kıbrıs Türkünü iradesiz, yönlendirilmiş veya “başkasının gündemini yaşayan” insanlara dönüştürürseniz demokrasi savunmuş olmazsınız.
Yalnızca kendiniz gibi düşünmeyen insanın iradesini yok sayarsınız.
MARAŞ’I İSTEYENE SES YOK, ERDOĞAN’IN FOTOĞRAFINA İSYAN VAR
Ve gelelim benim asıl anlamakta zorlandığım meseleye.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın Lefkoşa’daki fotoğrafı bazılarını bu kadar rahatsız ediyor.
Peki hâlâ Maraş’ı isteyen zihniyet sizi neden aynı ölçüde rahatsız etmiyor?
Hâlâ Güzelyurt’u isteyenler?
Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini kabul etmeyenler?
KKTC’yi yok sayanlar?
Kıbrıs Türkünün ayrı egemenliğini tanımayı reddedenler?
Onlara karşı neden aynı öfkeyi göremiyoruz?
Erdoğan’ın fotoğrafı görülünce “Kendi ülkemizde yabancılaştık.”
Güzelyurt’un geleceği tartışmaya açılınca “çözüm parametreleri.”
Maraş istenince “müzakere konusu.”
Türkiye’nin varlığı “müdahale.”
Rum tarafının talepleri “uzlaşma zemini.”
Bu nasıl bir terazidir?
Türkiye’ye gösterilmeyen anlayışın Rum siyasi taleplerine gösterilmesinin sebebi nedir?
Ben esas bunu merak ediyorum.
BİR ÇOCUĞUN ELİNDEKİ BAYRAKTAN KURULAN SENARYO
Sonra o fotoğrafa tekrar dönelim.
Bir çocuğun elinde bayrak…
Karşıda Erdoğan’ın fotoğrafı…
Ve tam da “İrade Bizim, Zafer Bizim” söyleminin ardından dolaşıma giren bir kare.
Bunun tesadüf olduğuna inanmak zorunda değilim.
Bu ülkede semboller üzerinden yeterince siyaset gördük.
Fotoğraflarla verilen mesajları da gördük.
Algının nasıl üretildiğini de.
Bir çocuğun elindeki bayrak üzerinden Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın fotoğrafını “yabancı” pozisyonuna yerleştirmeye çalışan bir kurgu varsa şunu söyleyeyim:
Kurguladığınız senaryo daha yolun başında çöktü.
Belki de sizi bu kadar hırçınlaştıran tam olarak budur.
Çünkü Türkiye ile Kıbrıs Türkünün arasına çizgi çekmeye çalıştığınız her seferinde karşınızda yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’ni bulmuyorsunuz.
Bizi de buluyorsunuz.
Türkiye Cumhuriyeti’ni ana vatan olarak gören Kıbrıs Türklerini.
Türkiye’nin güvenliğini kendi güvenliğinden ayrı görmeyenleri.
İki egemen eşit devleti savunanları.
KKTC’den vazgeçmeyenleri.
İRADE BİZİM; AMA “BİZ” SADECE SİZ DEĞİLSİNİZ
“İrade bizim” deniliyor.
Doğru.
İrade bizim.
Ama o “biz” kelimesini kendi siyasi mahallenizin tapulu malı zannetmeyin.
Biz de bu ülkenin insanıyız.
Bizim de irademiz var.
Bizim de kırmızı çizgilerimiz var.
Bizim de bir gelecek tasavvurumuz var.
Ve bizim gelecek tasavvurumuzda Türkiye Cumhuriyeti bir “yabancı” değildir.
KKTC bir geçiş dönemi yapısı değildir.
İki devlet fikri Türkiye Cumhuriyeti tarafından önümüze konulmuş, bizim de sorgulamadan kabul ettiğimiz bir senaryo değildir.
Biz bunu kendi irademizle savunuyoruz.
Birileri hâlâ Güzelyurt’un alınmasını düşünebilir.
Birileri hâlâ Maraş’ın kendisine verilmesini isteyebilir.
Birileri hâlâ Kıbrıs Türkünü egemen bir halk değil, bir toplum olarak görmek isteyebilir.
Birileri KKTC’yi hiç kurulmamış sayabilir.
Siz bütün bunlara karşı sonsuz bir anlayış gösterebilirsiniz.
Ama aynı anlayışı Türkiye Cumhuriyeti’ne göstermeyip sonra bize “irade” dersi vermeye kalkarsanız orada dururuz.
Çünkü Türkiye karşıtlığını Kıbrıs Türkünün iradesi diye pazarlamak da bir başka dayatmadır.
Bir çocuğun elindeki bayrağa bakıp “Asıl yabancı kim?” diye sormuşsunuz.
Benim cevabım belli...
Türkiye Cumhuriyeti yabancı değil.
Türk bayrağı yabancı değil.
Bu halkın Türkiye ile kurduğu bağ yabancı değil.
Ve iki devlet isteyen Kıbrıs Türkü de kendi ülkesinde yabancı değil.
Asıl mesele başka.
Kimin iradesini “irade”, kimin iradesini “dayatma” saydığınız.
İşte o sorunun cevabı, bütün bu tartışmadan çok daha fazla şey anlatıyor.
Bu ülke hepimizin.
İrade de hepimizin.
Ama Türkiye Cumhuriyeti’ni ötekileştirerek, Rum tarafının hâlâ Güzelyurt’a ve Maraş’a uzanan siyasi taleplerini normalleştirerek bize aidiyet dersi vermeyin.
O dersi kabul etmiyoruz.
